For the New and Unseen

Oyun 24 - Luskan? Luskaaaaan!!

“Grup Silverymoon’a ani bir kararla gelmisti ancak uzun zamandir ilk kez isabetli bir karar vermis olduklarini dusunuyorlardi. Evet, hydra ile karsilasmalari tabanlari yaglayip kacmalariyla son bulmustu ama bu ilk kez olan bir sey degildi. Simdiye kadar kactiklari dusmanlariyla guclerini toplayip tekrar yuzlesmisler ve onlari alt etmislerdi. Silverymoon’da daha once siparis verip teslim alamadiklari esyalari alma sanslari oldu. Arueth Luskan’da ortadan kayboldugu icin onun siparisi olan kolyeyi Rasputin takti. Obsidius da pelerini aldiktan sonra kendini daha guvende hissetti, uzerinde koruma buyuleri olan bir pelerin cok isine yarayacakti. Eglath siparis ettigi kilica bakti, cok guzel bir kilicti, karsisina cikan her seyi kesip gececekmis gibi bir goruntusu vardi. Yine de elinde cok daha guclu bir kilic oldugundan sonuk gorundu ona. Sirtindaki kina takti ama bir yandan zihnindeki sese hak vermeden edemedi “ben sana yeterim, sen de bana… benim sana saglayacagim gucun yaninda bu demir yiginlarinin hepsi oyuncak gibi kalir…”. Kendi kendine “biz bir takimiz” diye mirildandi Eglath, gruptaki arkadaslarini mi, kilici mi kastettiginden kendi bile emin degildi…

Gerekli esyalari alip hazir olduklarinda ne yapacaklari konusunda kisaca konustular. Silverymoon’a kadar gelmisken Sundabar’da Keshan’i aramak fena fikir gibi gorunmuyordu, hic birinin ona olan ofkesi gecmemisti. Neverwinter da baska bir secenekti, ama oncelikle kendi adlarini temize cikarma konusunda anlasip Luskan’a donmeye karar verdiler. Arueth’i de bulabilirlerdi belki. Yola phantom steed’leri ile cikmaya karar verdiler, kara yoluyla gitmeleri hem staff of portals’i dinlendirmeleri, hem de Eglath’in kilicini kontrolde tutmalari icin gerekliydi.

Eglath yola cikmadan once babasini bulup bulamayacagini ogrenmek istedi, sehrin muhafizlarinin oldugu bolumunde olmaliydi, neyseki uzerlerindeki iluzyon sayesinde bir sorun cikmazdi. Babasinin calistigi buyukce demirci dukkanini bulmasi zor olmadi, daha bir kac metre kala babasinin tanidik ritmik cekic sesini duydu. Iceri girip “Merhaba Thorak” dedi. Babasi yaptigi isten kafasini kaldirmadan “Merhaba, ne istemistin ogul?” dedi. Eglath “Iyi olup olmadigina bakmak istedim” diye cevap verince durdu, kafasini kaldirip bakti. “Iyiyim, ama seni tanidigimi sanmiyorum” yine de sesinde bir suphe vardi, yabanci nedense tanidik geliyordu. Eglath yanina gidip sessizce “Biraz konusabilir miyiz? Guvenli bir yer olsun ama” dediginde bu sefer de bir tedirginlik hissetti. “Eglath’in arkadasi misin? Ona bir sey mi oldu?” Bir yandan da hizlica dukkandan cikti, yakindaki bir muhafiza, bir mola verip gelecegini soyledi. Sakince bir kose bulup oturdu, Eglath da yanina coktu. Hizlica etrafina baktiktan sonra “Benim baba, Eglath” dedi. “Uzerimde bir buyu var o yuzden farkli gorunuyorum. Ama bana verdigin sancagi hic yanimdan ayirmadim, iste” diyerek ucunu pelerinin altindan cikarip gosterdi :) Babasi hem sasirmis hem sevinmisti, “Guclu dostlar edinmissin” dedi. Bir sure sehrin durumunu ve genel gelismeleri konustular. Thorak bir seylerin duzgun gitmedigini, sehir cevresindeki savas biteli cok olmasina ragmen hala sayisiz zirh ve silah yaptigini anlatti. Bunlarin ne icin kullanilacagini bilmiyordu ama pek hayra alamet degildi. Xaxis’in ordusu her gecen gun buyuyordu ve gorunurde bir neden de yoktu. Eglath “Kendine dikkat et” dedi ayrilirlarken, “ustumuzdeki su suclamayi temizledikten sonra zaten Xaxis sorun olmaktan cikacak.”

Tekrar toplandiklarinda hepsi hazirdi. Rituel bittiginde oldukca hizli bineklerine atlayip dort nala sehirden ciktilar. Batiya dogru ucarcasina ilerliyorlardi. Binekleri yorulmadigindan alabildikleri kadar yolu alip sonra dinlenmek gibi bir planlari vardi. Yolda kisa bir mola verdiklerinde arkalarindan kendilerine dogru hizla yaklasan dort atli gorduler. Eglath yolda kilicini besleyecek bir firsat ciktigi icin sevindi, ancak digerleri herhangi bir yolcuya saldirma fikrine pek sicak bakmiyorlardi. Rasputin patlayan runlerle bir tuzak hazirlayabilecegini soyledi, ama bu da masum insanlara zarar verme anlamina gelebilirdi. Lakashtari’ye kamuflaj rituelini yaparsan tuzak olarak kullanabiliriz derken Lakashtari “ben hasta numarasi yapayim” diyerek kendini yere ativerdi. Nedense bir bacagini da siyirmisti ama grup zaten ne yapacaklari konusunda konusurken dikkat etmediler. Plan da akillarina yatmisti, ama bu arada uzerlerine gelen yabancilar zaten cok yaklasmis ve onlarin ne yaptigini rahatlikla gorebilecek mesafeye gelmislerdi. Rasputin kim olduklarini gorebilmek icin onlara donunce en onde bir drow ve arkasinda 3 siyah pelerinli atli daha oldugunu gordu. Bir de uzerine dogru firlatilmis bicaklar. Neyseki zirhi koruma sagliyordu, bicaklarin hic biri ona zarar veremeden zirhindan sekti. Grup toparlanirken ondeki drow atindan atlayip Rasputin’e sarj etti. Bu saldiri Rasputin’i pek etkilememis, tersine iyice sinirlenmesine neden olmustu. “Tanrim bana guc ver!” diye bagirarak gurzunu drowun bacaklarina dogru savurdu. Bu darbeyi beklemiyordu dusmani ve kendini yerde buldu. Bunun uzerine Rasputin bir kez daha karnina indirdi gurzunu. Drow iyice afallamisti. Firsati degerlendiren grup arka arkaya saldirdi yerde yatan dusmanina, daha yerden kalkamadan obsidius, lakashtari ve eglath da ona saldirdi, hizlarini alamayip birer ikiser buyulerini gonderiyor, kilic darbeleriyle drowu oldugu yere mihliyorlardi. Daha yanindaki uc arkadasi killarini kipirdatamadan Eglath golgelerden olusan kilicini adamin gogsunun ortasindan gecirdi. Normalde bu darbe adami ikiye bolerdi ama tersine icinden gecerken sanki bedenine hic dokunmadi. Kilicin istedigi ruhuydu ve drow cigliklar atarak kuruyup toza dondu. Yanindaki uclu bu goruntu karsisinda panige kapildilar, cok olum gormusler, bir suru cinayet islemislerdi ama bu kadar korkunc bir seyle karsilasmadiklari belliydi. Atlarina kosup dort nala geldikleri yone uzaklastilar. Grup bir sure takip etmeyi dusunduyse de sonra vazgectiler, beklemediklari kadar kisa bir carpisma olmustu ve uzatmayi canlari istemiyordu. Cesetten kalan toz yiginini ve giysilerini karistirdiklarinda ilgi cekici seyler bulmuslardi. Drowmesh bir armor, iki kilic, iki portal tasi ve bunlarin sembollerini buldular, oldukca yuklu de para vardi uzerinde. Herhangi bir mektup veya onu kimin gonderdigine dair bir not bulamadiklari icin canlari sikkindi buna ragmen. Sonra Rasputin adamin parmagindaki yuzugu gordu, uzerinde daha once gordugu bir simge vardi, bir zincir ve bir yilan. Bu sirada Lakashtari zirhi uzerine gecirmeye calisiyordu. Eglath’a donup “robe’dan bikmistim zaten, bu guzele benziyor” dedi. Basta biraz buyuk gorunmesine ragmen uzerine giyince cok rahat hareket ettigini gordu. Yeni zirhini bulmustu.

Grup yeniden yola ciktiklarinda keyifleri yerindeydi. Hem peslerindeki bir grubu alt edip kacirmislar, hem de Eglath’in kilicini uygun bir kurbanla beslemislerdi. Bir yandan ne yapacaklarini konusup bir yandan da hizlica yola devam ediyorlardi. Griffon’s Nest’in kuzeyinden gecip Luskan’a varmalari icin cok yollari vardi daha. O gece kamp yapmak icin durduklarinda Obsidius nobeti devraldi. Hersey sakin devam ediyorduki ileride bir parilti gorur gibi oldu. Ayaga kalkip keskin gozleriyle daha dikkatli bakti. Tam birsey olmadigina karar veriyorduki tekrar gordu. Hayalet gibi bir yaratik bir saga bir sola suzuluyordu, onlarin varligindan birhaber gibi gorunuyordu. Obsidius hizlica arkadaslarini uyandirdi. Rasputin de dikkatlice bakinca bir anda karsilarindaki hayaletin bir Lich olduguna karar verdiler. Kimsenin bir Lich ile atisasi yoktu ve boyle bir dusman Eglath’in kilicini da beslemeyecekti. Hemen bir at ritueli yapip kacmaya karar verdiler. Lakashtari ritueli bitirmek uzereyken sirtinda bir sogukluk hissetti ama konsantrasyonunu kaybetmedi ve buyulu atlar ortaya cikti. Atlara atladiklari anda 4 tane specter atlarin onunde belirdi. Bu korkunc manzara normal atlarin kalbini durdurmaya yetecekken, buyulu atlar specterlardan etkilenmemisti. Sanslarini zorlamamaya kararli olan grup dort nala ordan uzaklasti. Lich’i 3-4 saat kadar gerilerinde biraktiklarinda tekrar kamp kurup kisaca dinlendiler. Sabahin ilk isiklariyla tekrar yola ciktilar. Yol genis bir ova seklinde devam ediyordu ve cevrede ilgi cekici hic bir sey yoktu. Grup iyice konusmaya dalmisken birden bir davul gurultusu duydular. atlarindan inip etrafa baktiklarinda tuzaga dustuklerini anladilar. Her iki taraflarindan orclar ustlerine geliyordu. Sayilari oldukca fazlaydi ancak hepsi de guclu gorunmuyordu. Baslarinda bir warlord vardi ve Eglath ile Rasputin ona odaklandilar. Bu arada grup makine gibi isleyerek once minionlari temizledi, obsidius’un alan buyuleri ve lakashtari’nin psisik gucleriyle hic sorun olmamislardi. Uzakta duran okculari da ayni duzende hirpaladilar, ancak Eglath’in kilicini da dusunup son vurusu bir turlu yapmiyorlardi. Okcular buna bir anlam veremese de daha sonra Eglath elinde golgeden dev bir kilicla ustlerine kostugunda sonlarinin geldigini anlamislardi. Koca orc grubundan sadece bir tanesinin kacmasina izin verdiler, kalanlari eglath’in kilicina yem oldu. Ise yarar bir sey bulamadiklari halde biraz altin ve kilica kazandirdiklari bir kac gunluk dinlenme suresi onlar icin yeterdi.

Yolun kalan kisminda karsilarina bir sorun cikmadi, Luskan’in 1-2 saat yakinina kadar sorunsuz geldiler kalan gunlerde. Bu sirada Rasputin “Durun” dedi “aklima bir fikir geldi. Obsidius, portal staffini kullanabilir miyiz?” Luskan’a neredeyse gelmislerdi, bu yuzden nereye portal acacaklarini sorarcasina bakti buyucu, “evet kullanabiliriz ama nereye gidiyoruz?” Genc rahip “Tabii ki Silverymoon’a” dediginde gruptakiler iyice sasirdi. Rasputin bunun uzerine kisaca aklindakileri anlatti. Silverymoon’a gidip, son kalan zirh siparislerini alabilirlerdi. Sonra yine portal staff’ini kullanip veya drowdan bulduklari portal tasini kullanip Luskan’a geri donebilirlerdi. Zirh kendisi icin cok onemli gibi gorunuyordu, Lakashtari’nin uzerindeki yeni drowmesh zirhi gorunce iyice kafaya takmisti dragonscale zirhi. Grubu ikna etmesi zor olmadi, zaten pek zaman kaybetmeyeceklerdi. Obsidius gerekli kelimeleri mirildandi ve kendilerini yine Silverymoon’da buldular. Demirciye gittiklerinde ise Rasputin biraz hayal kirikligina ugradi. Zihninde canlandirdigi zirh bu degildi. Evet cok guzeldi ama sanki baska bir sey daha olmaliydi. Bir sure demirciyle aslinda baska bir zirh siparis ettigi konusunda tartisti ama istemis oldugu zirh buydu ve razi oldu. Gruptakiler yeni zirhtan gozlerini alamiyorlardi, kirmizi pullardan yapilmis cok guzel bir zirhti. Lakashtari ve Obsidius zirhin sadece pullardan ibaret olmadigini ve cok guclu bir buyuye de sahip oldugunu hissedebiliyorlardi. Son kalan siparislerini de alip artik Luskan’a gitmeye karar verdiler. Birbilerine soylemediler ama hepsinin zihninde “hadi artik Luskan’a!” diyen bir ses vardi ama kimin sesi oldugu ve neden boyle dedigini anlamadilar :)

… grup uzun suredir kullanmadiklari icin ikinci kez staffi kullanmakta sakinca gormediler. obsidius staffta bir yuklenme oldugunu belli belirsiz hissetti ama sorun yasamadan luskan’a gecebildiler. kisaca ne yapacaklarini konustuktan sonra guardlardan gorev alip buyucu kulesinde bir baglanti saglamaya karar verdiler. gorevlerde son sorduklarindan beri pek bir degisiklik yoktu, kuleden bir buyucuye yaklasik 2 gunluk bir yolculukta eslik edilecekti. buyucu kulesinden gelen bir buyucunun uzerlerindeki iluzyonlari farkedip baslarini belaya sokabilecegini bildiklerinden bu goreve pek istekli degillerdi. bir de daha once sehirde oldurulmesi icin basina odul konan adam gorunuse gore disli cikmisti, odul yukselmis ve pesinden giden onceki adaylarin da oldugu soyleniyordu. Biraz tedirgin edici olsa da grubun sectigi gorev bu oldu. takip edip, evini bulur ondan sonra da oldurup oldurmemeyi dusunurlerdi.

gorevle ilgili bilgi alirken adamin evinin yandigini ogrendiler, yine de gidip bakmak icin o tarafa dogru yurumeye basladilar, bir ip ucu bulabilirlerdi. bir yandan da luskan’da oldurulmesi istenen bir insan belki de iyi biridir hatta yardim bile edebilir diye kendi aralarinda konusuyorlardi. yanmis evin yikintilarina geldiklerinde ip ucu bulmanin sandiklarindan zor olacagini anladilar. ev tamamen yanmisti, haliyle tum ip uclari da kul olmustu. bu sirada rasputin’in gozune ilerideki catidan onlari gozleyen bir cocuk ilisti. eliyle gelmesini isaret edince cocuk biraz durup “onlari gordum” dedi. rasputin iyice meraklanmisti, “gel buraya, kimi gordun?” diye seslendi cocuga. ustu basi kirli, zayif ama cevik gorunumlu bir cocuktu. sokaklari iyi tanidigi belli oluyordu. “soylemem” dedi, ama gitmiyordu da. rasputin bir altin cikardi cebinden ve cocuga dogru firlatti. ufaklik cevik bir hareketle altini tuttu, bir anda catidan geriye dogru gidip gozden kayboldu, hemen arkasindan da yola bakan bir araliktan cikti. gruba dogru biraz urkek bir sekilde yaklasti. “evde kalanlari gordum, ama nereye gittiklerini soylemem”. rasputin 3 altin daha cikarip cocugun gozu onunde elinde cevirmeye basladi. cocuk gozlerini altinlardan ayirmadan, olmaz dedi, soylemem. 5 altin verirsen soylerim. gozlerinde hinzir bir isik vardi ama sansini zorladiginin farkinda degildi. lakashtari rasputin’in arkasindan uzanip omzunu yakaladi. "bana bak cocuk, ne gorduysen soyle ve su 3 altini al git, yoksa seni buracikta bir domuza ceviririm. gozlerindeki bakis cocugu korkutmaya yetmisti. “tamam” dedi, sizi gotururum. rasputin’in elindeki altinlari cebine atip simsek gibi firladi. grup bi anlik saskinlikla duraksadiysa da hemen cocugun pesinden kosmaya basladi. daracik sokaklara girip cikiyor, koselerden donuyorlardi. cocuk gercekten yardim mi ediyor, onlari bir tuzaga mi cekiyor yoksa sadece altinlari aldiktan sonra onlari ekmeye mi calisiyor emin degillerdi. su anda yapabilecekleri tek sey sanslarina guvenip cocugu gozden kaybetmemekti.

bir koseyi dondukten sonra az daha cocugu eziyordu genc rahip. tam kosede durmus karsidaki tek katli bir evi gosteriyordu rehberleri. “oradalar” dedi, nedensiz bir sekilde sesini alcaltmisti, ustelik eve daha metrelerce mesafe vardi. cocuga tesekkur bile edemeden yandaki sokaga dalip gozden kayboldu. ev karsilarindaydi ama tum camlari kapaliydi, disari isik sizmiyordu. obsidius ve lakashtari hemen evden buyulu bir sey hissedip hissetmediklerini kontrol ettiler. hafif bir buyu seziliyordu ama cok guclu bir buyu degildi, ya da en azindan yakinda degildi. havanin kararmasini beklerken arueth’in eve biraz daha yaklasip durumu kontrol etmesine karar verdiler. camlar kapaliydi, isterlerse acabilecegini ama iceriyi cok net goremedigini soyledi arueth. bu arada hava da kararmaya baslamisti, gunes batip dar sokak karanliga gomulunce artik harekete gecmeye karar verdiler. bu sirada evin camlarindan biri acildi, orta yasli bir kadindi cami acan. daha sonra yandaki baska bir cami da acti, evi havalandirir gibi bir hali vardi. iceride iki de cocuk gorunuyordu, gayet normal bir halleri vardi ustelik ne obsidius ne de lakashtari uzerlerinde bir iluzyon sezmiyordu. hizlica bir plan yaptilar, takip ettiklari adam ailesinden gizli bir isler ceviriyor olmaliydi, belki de bodrumda bir seyler yapiyordu, gelen belli belirsiz buyu hissi de bundan olmaliydi. iceriyi biraz daha gozetlediler ama adam yoktu. arueth “arkadan bir cam acabilirim” dedi. lakashtari ise kapiyi calip konusmak istiyordu. sonucta her ikisini de yapmaya karar verdiler. arueth pencereyi acacak, rasputin ve obsidius iceri girecekti. arueth ve eglath gozculuk yapmak icin disarida kalirken lakashtari de kapiyi calip kadinla konusacakti.
Lakashtari Kapiyi caldi, kadin acti ellerini onlugune kurularken nasil yardimci olabilirim dedi. Lakashtari kocasini aradiklarini evde olup olmadigini sordu. Kadin cekingen bir sesle kisa bi sure sonra gelecegini soyledi ve iceri buyur etti. Lakashtari iceri girdi. iceride mum isiginda corba icen iki cocuk vardi. gozlerini dort acmis ona bakiyorlardi. Kadin Lakashtariyi bir sandalyey buyur ettikten sonra corbayi karistirmaya gitti. Lakashtari bu sirada arka taraftaki arkadaslari ile telepatik baglantiyi koparmiyordu. Iceri girdigi mesajini gonderdi. Sonra kadina sehirde arandiklarini, bir onceki evlerinin neden yandigini sormaya basladi. Cocuklar yerlerinde kipirdandilar, kadin bu konuda konusmak istemiyorum dedi. O sirada Lakashtari hipnotize olmus gibi cocuklara bakiyordu, sanki cocuklarin disleri gozlerinin onunde uzuyordu, tam gozlerini kirpistirmistiki kadini bir santim otesinde buldu ve gozleri karardi.
Rasputin ve Obsidius karanlik odaya girmislerdi, Eglath ise disarda kalmaya karar verdi. Obsidius eve girince evdeki arcane guclerinin nerden geldigini tekrar bulmaya calisti. Evin salonundan geliyor gibiydi. Odaya girdiklerinden beridir Lakashtari’den mesaj gelmemesi pek iyi bir isaret degildi. Kapiyi actilar, karanlik bir koridordalardi. Tam o anda Rasputin salondan gelen sapirtili bir emme sesini duydu. Gozleri acildi bir anda, arkasina donup Lakashtari’yi emiyorlar kossuuun! diye bagirdi. salona dogru kosmaya basladilar. Rasputin’i duyan Eglath da pencereden iceri atladi. bu sirada hicbiri koridorun sagindaki odadan gelen kanat seslerini duymamisti. Rasputin koridorun basina geldiginde karsisinda yasli kadini buldu. Lakashtari yemek masasinin yanindaki bir sandalyede kendinden gecmis, iki cocukta boynuna yapismis kanini emmekteydiler. Hemen arkasindaki Obsidius Vampirleeer! diye bagirdi. O sirada Eglath arkadan kosuyordu “Neeeyyy..” diye soracakken hemen onundeki kapi acildi ve once siyah bulut gibi gorunen bir varlik bir insana donusuverdi. Bu bir Vampir lorduydu. Bir anda kiyamet koptu, grup daha once vampirlerle hic karsilasmamisti, Rasputin’in ejderha zirhi kadinin cevik ataklarindan onu korumuyordu. Lakashtari iradesini geri kazandiginda cocuklari guc bela uzerinden uzaklastirmisti ama kosede sikismisti. Eglath ise Vampire lorduyla birebir kalmisti ama bu yaratik kilicinin sevdigi yaratiklardan degildi, bir yasam enerjisi tasimiyordu. Ayrica Vampir lordu Eglath’in actigi yaralari hizla kapatiyor, regenere oluyordu. Rasputin son bir care olarak Lakashtariye yapisip onu koridorun arka tarafina cekti. Simdi savunabilir bir pozisyon almislardi ama dusman cok zorlu gorunuyordu, son bir haftadir belki ilk kez bir savasin sonunu gormeyi ancak umid edebiliyorlardi

##Devami Haftaya##

Comments

Thathorian

I'm sorry, but we no longer support this web browser. Please upgrade your browser or install Chrome or Firefox to enjoy the full functionality of this site.