For the New and Unseen

Oyun 25 - Astrid ile tanisma

.. Grup bir şekilde dar koridorda sıralanmış, artık neredeyse bir refleks haline dönüşmüş olan savaş taktiğini bir kez daha uygulamaktaydı. Fakat daha önce vampirlerle hiç dövüşmediklerinden olacak, taktik bu kez pek bir yere varacak gibi durmuyordu. Vampir Lord’u koridorda sıkıştırmış da olsalar yaratığın yaralarını devamlı iyileştirmesi moral bozuyordu, ayrıca halen uğraşılması gereken 3 azılı vampir daha vardı. Rasputin arkadaşlarına “Siz Vampir Lordla uğraşın diğerlerini ben hallederim!” diye arkadaşlarına seslendiği sırada kadının yaptığı büyüyle önce sersemledi, sonra da kendinden geçti, gözleri garip garip parlamaya başladı. Belli ki ters giden birşeyler vardı… Ancak tam da o anda dövüşün gidişatını etkileyecek hareket geldi. Rasputin’in yediği atak sonrasında dikkati vampir kadına yönelen Obisidius, yeni öğrendiği bir büyüyü yapabilirse kadını devre dışı bırakabileceğini düşündü. Büyü sözlerini fısıldayarak staff’ını kadına doğru yönlendirdi. Neye uğradığını şaşıran vampir kadın neredeyse taş kesildi, artık gözleri boş bakıyor, ağzından salyalar akıyordu. Eglath bunu fırsat bilip bir şekilde kadının yanına ulaşmak ve işini bitimek istiyordu, ama nasıl? O sırada kılıcın bir şekilde bunu başarabileceği düşüncesi belirdi zihninde. Devourer her ne kadar bu yaratıklardan bir yaşam enerjisi elde edemeyecek de olsa, taşıyıcısına yardımcı olmaktan geri kalamazdı, sonuçta Eglath’ın hayatta kalması kendisinin de daha çok yaşam enerjisi ele geçirmesi demekti. Kılıcın marifetiyle Eglath bir anda ortadan kaybolup vampir kadının yanında beliriverdi ve iki darbeyle hareketsiz duran vampiri bir anda toza çevirdi. Bu olayla birlikte grubun morali yerine gelmiş, kalan vampirler ise neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Eglath kadından sonra çocukları gözüne kestirmiş, Rasputin de artık omuz omuza dövüşmeye alıştığı arkadaşının yanında yerini almıştı. Onlar iki küçük vampirle uğraşırken Lakashtari ve Obsidius Vampire Lord ile başbaşa kaldılar. Hayat arkadaşı gözleri önünde toza dönen vampire lord artık tamamen kontrolden çıkmış bir şekilde tüm vahşiliğiyle karşısındaki düşmanlarına saldırıyordu. Elindeki zinciri Obsidius’un böğrüne geçirdiğinde genç büyücü ceplerinde büyü malzemelerini aramakta, daha başka ne yapsam da ortalığı toz duman etsem diye düşünmekteydi. Zincirin üzerindeki iğnelerin karnına saplanmasıyla bayıldı ve olduğu yere yığıldı… Lakashtari, arkadaşını yere seren vampire ters ters bakmaya başladığında vampir lord, daha önce de iradesine saldırarak kendisine zarar veren bu psişik mavi kızın yapacağı yeni büyüye karşı bilincini güçlü tutmaya çalışıyordu ki, suratında patlamak üzere kendisine doğru gelen dragonfire tar’ı gördü havada. Alchemist fire’dan sonra yeni oyuncağını bulmuş olan Lakashtari, “Bu da iyiymiş!” dedi kendi kendine… Obsidius’un yerde yattığını gören Eglath, onu ayağa kaldıracak sözleri haykırdı ve büyücüyü yeniden kendine getirdi. Vampire Lord, çocuklardan çok daha büyük bir tehlikeydi ve grup bütün dikkatini yeniden ona yöneltti. Kendine gelen Obsidius, bayılmadan hemen önce aklında olan büyü sözlerini hatırlamakta güçlük çekiyordu, ancak gene de sözler bir çırpıda dudaklarından dökülüverdi. Obsidius’un büyüsü sebebiyle konsantrasyonu bozulan Vampir Lord artık kendini iyileştiremiyordu. Grup elemanları bunu farkedince bildiği bütün savaş taktiklerini vampir üzerinde uygulamaya başladı ve sonunda Vampir Lord’u da toza dönüştürmeyi başardı. Koridordan kafasını uzatan Rasputin, dışarıya kaçmaya çalışan ufaklığı farketti ve daha önceden aldığı yaralardan dolayı Longtooth’a dönüşmüş olmanın verdiği çeviklikle çocuğu dışarı kaçamadan yakaladı ve ailesinin yanına gönderdi. Grup bir kez daha “bu sefer bittik” dese de çok zorlu bir düşman grubunu kendilerine has dövüş taktikleriyle alt etmeyi başarnıştı…

Evi düşmandan temizledikten sonra etrafı araştırmaya başladılar. Hem başına 10.000 altın (önceden 20.000 olarak açıklanan ödül miktarı sonra her nasılsa yarı yarıya azalmıştı) ödül konan Helgi Smiling’i öldürdüklerini ispatlamak için bir kanıta ihtiyaçları vardı, hem de evde kendi işlerine yarayacak birşeyler bulabilirlerdi. Rasputin odalardan birinde yatağın altında küçük bir sandık bulduğunu haykırınca, küller arasında vampir dişi ayıklamaya çalışan Obsidius ile Eglath kafalarını kaldırıp Priest’in yanına gittiler. Sandık küçüktü ama üzerinde ağır bir koruma büyüsü vardı, açılması mümkün görünmüyordu. “Arueth bile gelse bu sandığı açamaz” diye düşündü Rasputin. Nitekim geldi ve açamadı drow. “Kimbilir kaç altın vardır içinde!” diye odaya dalan Lakashtari elinde bir şişe tutuyordu, şişenin içindeyse hiçbirinin ne olduğunu tam olarak anlayamadığı yemyeşil bir ışık parlıyordu…

Grup hala bir yandan sandığı nasıl açacağını düşünürken bir yandan da Guard’lara gidip adamı hallettiklerini söyleyerek paralarını alma derdindeydi. Genişçe bir açıklığa geldiklerinde Rasputin Eglath’a döndü ve: “Kırsak ya la şu sandığı?” diye sordu. Diğerlerine de fikir mantıklı gelmişti, ama Eglath kendi kılıçlarına kıyamıyordu, ne de olsa sandıktaki büyüden dolayı elinde her ne varsa unufak olabilirdi. Rasputin, bag of Holding’inden eski macelerinden birini çıkardı, “Al bununla dene” diyerek Eglath’a uzattı. Eglath Mace’i aldı, havaya kaldırdı ve bütün gücüyle sandığa doğru indirdi. O anda mace elinden fırladı, havada süzüldü süzüldü ve kayboldu, uzak biryerlere doğru inişe geçmiş olmalıydı. Grup işin bu şekilde olmayacağına kanaat getirdi ve sandığı yanında bir süre daha saklamaya karar verdi. Belki Bara’ya götürüp ondan yardım almalıydılar, belki de Silverymoon’a dönüp (!) orada bir şekilde açtırmalıydılar sandığı. Bu konuyu tartışa tartışa ilerlerken arkadan nefes nefese gelen Lakashtari’nin sesini duydular, elinde Rasputin’in mace’i duruyordu. “Al arkadaşım” dedi, “senin için çok önemli bir silahtı bu, kaybolmasına gönlüm razı olmadı.” Aslında silahın gitmiş olması çok da üzmemişti Rasputin’i ama arkadaşının bu düşünceli davranışı karşısında şaşkınlığını gizleyemedi…

Guardların merkezine geldiklerinde büyük bir kalabalığın toplanmış olduğunu gördüler. Neler olduğunu anlamak için kalabalığıa yaklaştıklarında dört bir yandan “Ben öldürdüm!”, “Smiling’i ben öldürdüm” diye bağırıldığını duydular. Korktukları başlarına gelmişti, adamı kendilerinin öldürdüğünü nasıl ispatlayacaklardı? O sırada Eglath’ı rahatlatan cümle döküldü guardın ağzından: " Elinde 30-40 cm boylarında bir sandık olan öne çıksın, yoksa herkes dağılsın!" Eglath sandığı kaptığı gibi soluğu guardın yanında aldı. Obsidius lan bi dur diyemeden ortaya atlayan Eglath’a içinden küfürler etse de peşinden gitmekten başka yapacak birşey yoktu… Öte yandan Smiling’i öldüren gerçek kişilerin ortaya çıkmasıyla hevesleri kursaklarında kalan bir sürü insan da çaresizlik içinde uzaklaştı ortamdan…

“Oh be dünya varmış” diye memnuniyetini dile getirdi guard, hem Smiling belasından, hem de etrafta toplanan yığınla çapulcudan kurtulmuş olmanın rahatlığıyla. “Güzel iş başardınız” dedi gençlere, “ödülünüzü size bizzat Zendebar verecek”. Hayatlarında ilk kez bu ismi duyduklarından olsa gerek, hiçbiri kimden bahsedildiğini anlamamıştı. “Zanzibar da kim?” diye sordu Lakashtari, “Zanzibar değil, Zendebar’” dedi guard sinirli sinirli gençleri büyücülük kulesinin başındaki adama götürürken. Guard gruba oldukları yerde beklemelerini söyleyip çıktıktan sonra ortam bir anda değişmeye başladı. Taş duvarlar kaybolmuş, girdikleri kapı ortadan kalkmış, etraftaki herşey belli belirsiz bembeyaz bir hal almıştı. Ne olduğunu anlamaya, bir çıkış bulmaya çalıştılarsa da beceremediler, Tedirginlik içinde bekliyorlardı. Belki de bir kez daha tuzağa sürüklenmişlerdi…

15 dakika kadar sonra odada tekrar bir hareketlenme oldu. Neler olduğunu anlamaya çalışırcasına bir sağlarına bir sollarına dönerlerken az ileride siyah bir cübbe giymiş bir büyücünün beliriverdiğini farkettiler. Büyücü yanına yaklaşmalarını söyledi sakin bir sesle. Yakınına gelip büyücünün yüzünü gördüklerinde her birinin nefesi kesilecek gibi oldu. Haftalar önce Zakresh’i takip ederken kısa bir süre de olsa yüzünü gördükleri büyücü Astrid’in ta kendisiydi karşılarındaki. Eglath, yanındaki Rasputin’e döndü, gözleri faltaşı gibi açılmıştı. “Astrid lan bu!” diye haykırmak, adamın üstüne saldırıp ağzını burnunu kırmak istiyordu. Fakat diğerleri öyle bir bakış fırlattı, Lakashtari de tırnaklarını koluna öyle bir geçirdi ki, genç barbar sustu ve henüz değil diye teskin etti kendini… “Hoşgeldiniz gençler” dedi büyücü, “güzel bir iş başardınız, böyle azılı bir düşmanı alt ettiğinize göre oldukça becerikli olmalısınız.” Neyse ki büyücü de onların ilüzyon perdelerinin arkasındaki gerçek yüzlerini görmemişti. Belki böyle bir şeye ihtimal vermediği için kontrol etme ihtiyacı hissetmemişti, belki de durumu farketmişti ama bozuntuya vermiyor, gençleri kendi amaçları için kullanıp daha sonra icaplarına bakmayı planlıyordu. Kafalar gene karışmıştı (?). Büyücü gençlerin lafa girmesine fırsat vermeden sözlerine devam etti: “ben Zendebar, büyücülük kulesinin başıyım, Luskan’ı da biz yönetiyoruz. Sizler kimsiniz bakalım, Luskan’da ne arıyorsunuz?” Herkes ne cevap vereceğini şaşırmış birbirine bakarken diplomatik konuşmalara alışkın ve çok da başarılı (!) olan Eglath lafa girdi. Gezgin savaşçılar olduklarını, amaçlarının yaşamlarını sürdürmek ve mümkünse biraz da para biriktirmek olduğunu söyledi. Herkes bir anda rahat bir nefes aldı, bu kez hikayeye Nesme’den başlamamıştı. Büyücü “Pekala” dedi, “Artık şu küçük sandığımı alabilir miyim?” Eglath, “Memnuniyetle” diyerek sandığı büyücüye uzattı. Obsidius dayanamayıp sordu: “Sakıncası yoksa sandıkta ne olduğunu öğrenebilir miyiz efendim?” Zendebar, “Tabii” diyerek, hiçbirinin, hatta Obsidius’un bile anlamadığı büyü sözlerini mırıldandı. Sandık yavaş yavaş açıldı ve içinden siyah, küp şeklinde bir taş çıktı. Ne olduğunu hala anlamamışlardı. Sonra etrafta siyah bulutlar oluşmaya başladı. Bulutlar yoğunlaşarak devasa cüsseli bir heykele dönüştü. Zendebar, elindeki taşı heykelin göğsündeki deliğe yerleştirdiğinde heykel hareketlenmeye, gözleri derin bir ışıkla parıldamaya başladı. Obsidius şimdi anlamıştı, bu bir golemdi. Rasputin golemi şöyle bir süzdü, ne de olsa ileride Astrid’le dövüşmek zorunda kaldıklarında bu golemi de alt etmeleri gerekecekti… Büyücü gençlere dönüp:" İşte bu benim yakın korumam" dedi, sözlerine devam etmeden önce de Eglath’a doğru içi altın dolu olduğu anlaşılan bir kese fırlattı. " Bu ödül sizi uzun süre idare edecektir, ama eğer ilgilenirseniz sizin için bir iki görev daha ayarlayabilirim." Grup, asıl düşmanları olan Astrid ile irtibatı kaybetmemek için onun çevresinde bulunmaları gerektiğinin bilincindeydi. Bu yüzden görevlerle ilgilendiklerini belirttiler ve büyücüden görevleri açıklamasını rica ettiler. Büyücü görevlerden birinin kuzeye doğru yolculuk yapacak olan büyücülük kulesi üyesi bir büyücünün korunması işi olduğunu anlattı. Bu görevden zaten guardlar da bahsetmişti. Ancak hem gerçek kimliklerini, hem de Eglath’ın kılıcını yol boyunca gizleme gerekliliği can sıkıcı olabilirdi. Diğer görevi dinlemeye koyuldular. “Diğer iş de gene kuzeyde. Bu aralar orada canımı sıkan olaylar oluyor. Bir takım haydutlar yoldan geçen kervanlara saldırıyor, yolcuları öldürüyorlar. Muhtemelen goliath barbar kabileleri bunlar, icaplarına bakılması lazım. Getireceğiniz her bir goliath kellesi için size 1000 altın veririm.” Büyücü bunları söylediği anda Eglath dikkat kesildi. Barbar kabilesinden kastı ayı kabilesiyse memnuniyetle kellelerini alırdı, ancak kendi kardeşleriyle dövüşmesi tabii ki düşünülemezdi. Hangi kabileler olabileceğini büyücüye sorduğunda aldığı cevap bir yandan canını sıktı ama bir yandan da umutlandırdı. Kardeşleriyle buluşabilir, bütün goliath ırkını bir araya getirme hayalini gerçekleştirme şansını yakalayabilirdi. Kısa bir diyalog sonrasında grup ikinci görevi kabul ederek Zendebar’ın yanından ayrıldı. Niyetleri bir an önce hazırlanıp en kısa sürede kuzeye doğru yola çıkmaktı, ama önce dinlenmeli, ondan da önce Necromancer Bara ile görüşüp şu yeşil şişenin sırrını çözmeliydiler. Bara’nın hanına doğru şarkılar türküler söyleyerek yola koyuldular :)

Bara’nın yanına geldiklerinde tabii 1000 altınlık rutin ödemeyi yaptıktan sonra öncelikle Astrid diye aradıkları kişinin büyücülük kulesinin başı olan Zendebar olduğunu öğrendiklerini anlattı Rasputin. Bara duruma hayret etti ama pek de üzerinde durmadı. Asıl dikkatini çeken şey, Lakashtari’nin kesesinden çıkarttığı şişeydi. Bu şişenin ve içindekinin ne olduğunu soruyordu grup. “Bu bir vampirin özüdür” diye cevap verdi Bara, “öldürülen bir vampir, bu şişe korunduğu müddetçe bir hafta sonra yeniden maddeye dönüşür ve canlanır. Muhtemelen bu sizin öldürdüğünüz vampirlerden birine ait ve 1 hafta sonra şişe kırılmazsa yeniden canlanacak.” Grup şişeyi nasıl kırmaları gerektiğini sorunca, bunun komplike bir süreç olduğunu ve özel bir ritüelle gerçekleştirilmesi gerektiğini anlattı Bara, belli ki şişenin içindekiyle ilgileniyordu. “İsterseniz bana bırakın şişeyi, sizin nasılolsa işinize yaramaz, ben hallederim” diye önerdi. Artık yavaş yavaş kimseye güvenmemeleri gerektiğinin farkına varmış olan grup Bara’ya şişeyi vermemekte kararlıydı. Belki şişeyi kendileri kırar, ya da vampirin yeniden canlanmasını bekleyebilirlerdi. Hem böylece vampirden birtakım bilgiler alma şansları bile olabilirdi. Vedalaşıp çıkmak üzereyken necromancer “Hadi 1000 altın vereyim size o şişe için, maksat işiniz görülsün” diye üsteledi. “Bu adam bu şişeyi para verecek kadar istediğine kadar kesin işin içinde bir bit yeniği var” diye düşündü Rasputin, necromancer’a hiç güvenmiyor, hatta içten içe gıcık oluyordu. “Yok yok boşver sen” deyip çıktılar…

Ertesi sabah uyanıp, kuzeye, daha doğrusu kuzeybatıya yapacakları yolculuk için hazırlandılar. Obsidius her zamanki gibi sihirli atları oluşturmak için ritüelini yaparken bir yandan da “Ulan at yapmaktan başka bişey yapmıyorum, acaba ritüel işini bırakıp başka konulara mi çalışsam naapsam?” diye geçiriyordu aklından. Atlara atlamadan hemen önce ellerindeki şişe geldi akıllarına. Lakashtari, “Bir şansımızı deneyelim, en kötü ne olabilir ki, olsa olsa vampir gene çıkar bi daha öldürürüz” diyerek şişeyi yere fırlattı. Şişe kırıldı ve içindeki yeşil esans etrafa yayıldı. Yavaş yavaş havaya karışıyor, kayboluyordu. En sonunda son yeşil zerreciğin kaybolmasıyla vampirin ruhunun tamamen yok olduğuna ikna olup atlara atladılar…

Kuzeye doğru phantom steedleri üzerinde ilerlerken havanın gittikçe soğumaya başladığını farkettiler. Sağda solda kar öbekleri görüyorlardı. Luskan’dan yeterince uzaklaştıklarından emin olduktan sonra boyunlarındaki madalyonları çıkartıp gerçek görünüşlerine geri döndüler. Tekrar kendileri olmak iyi gelmişti… Uzunca bir süre ilerledikten sonra artık etraf tamamen karlarla kaplanmıştı,bu da hareketlerini yavaşlatıyordu. Eglath az ileride tam da kendisininkine benzeyen bir sancak gördü. Çantasından kendi sancağını çıkartıp karşılaştırdı, tıpatıp aynıydılar (kendisininkinin yepyeni, tertemiz olması dışında). Etrafta bizim kabileden birileri olmalı diye düşünüp heyecanlanırken bir anda etraftaki kar yığınları arasından birçok dev cüsseli goliath belirdi. Nasıl bu kadar iyi kamufle olduklarına inanamadı Eglath, bu kendisinin pek beceremediği birşeydi. Goliathların lideri gibi görünen bir tanesi, “Kimsiniz siz, kendini tanıt goliath!” diye bağırdı. Eglath “Ben Ejder kabilesinden Thorak’ın oğlu Eglath’ım, siz kimsiniz?” diye cevap verdi. Ejder kabilesi ve Thorak kelimelerini duyan diğerleri silahlarını indirip grubun yanına doğru yanaştı. “Demek Thorak’ın oğlusun ha? Uzun zaman olmuştu demirci buradan gideli. Bu arada ben Rahmar” dedi ve Eglath’a sıkı sıkı sarıldı goliath grubunun lideri. Sonra hep beraber bir kamp kurup koyu bir sohbete daldılar. Eglath, maceraya Nesme’den nasıl başladıklarından itibaren herşeyi anlattı dostlarına. Bu arada öldürdükleri ejderhayı anlatmaya sıra gelip boynuzları da çantasından çıkartınca diğer bütün goliathlar saygıyla eğildi grubun karşısında. ejder kabilesinin bir üyesi için hayattaki en büyük onurdu bir dragonla karşılaşıp onu alt etmek. Rahmar, kabilelerinin gelenekleri gereği artık liderlerinn Eglath olduğunu söylese de genç goliath bunun için henüz erken olduğunu düşünüyordu. Daha başarması gereken çok şey vardı, en başta adını temize çıkartması gerekiyordu… Sohbetin devamında Rahmar bölgedeki durumdan bahsetti. Ayı kabilesinin Luskan yönetimiyle esrarengiz bağlantısı ve diğer kabileler üzerinde baskı kurma çabaları rahatsız ediciydi ve bir şekilde engellenlmeliydi. Kısa vadeli olarak aldıkları önlem, her nedense sadece kara yoluyla kullandıkları haberleşme araçlarını, yani ulaklar ve kervanları engellemek olmuştu. Birçok kez bu bölgelerde tuzaklar kurup ayı kabilesinin Luskan yönetimine ulaşmasını engellemeşlerdi… Belli ki Zendebar’ın, yani Astrid’in canını sıkan barbarlar bunlardı. Eglath kardeşleriyle bir kez daha gurur duydu ve grup son tuzaklarında ki muhtemelen yaklaşık 3 gün içinde gelecek olan büyücü ve yanındakilerden oluşan ekip olacaktı bu ejder kabilesi goliathlarıyla birlikte savaşmaya karar verdi. Sonrasında Rahmar ve ekibi bütün barbar kabilelerini tek bir sancak altında toplayacağına inandıkları artifact’ı bulmak üzere yola çıkacaktı. Artifactın adı aegis fang’dı ve cüce kral Bruenor Battlehammer tarafından goliathların en efsanevi kahramanı için yapılmıştı. “Muhtemelen hala Mithral Hall’da biryerlerde olmalı” dedi Rahmar, “Onu bulduğumuzda bütün goliath kabilelerini biraraya getirecek kudrete sahip olduğumuzu kanıtlayabiliriz”…

Sohbet güzeldi ama Eglath’ın içini kaplayan bir huzursuzluk da vardı. Devourer’ın beslenmesi gerekiyordu, yaklaşık 3 günlük enerjisi kalmıştı. Bu günlerde birkaç düşman öldürmezse istemediği kişilere zarar verecek olma düşüncesi son derece rahatsız ediciydi. Arkadaşlarıyla birlikte etrafta dolaşmaya, kendileri için zararlı olabilecek birkaç yaratığın icabına bakmaya karar verdiler. Rasputin ve Obsidius Eglath’la birlikte gelirken zaten sohbet sırasında içi geçmeye başlayan Lakashtari kampta kaldı. Kamptan uzaklaştıktan bir süre sonra yerlerde kocaman ayak izlerine rastladılar. İzler bir mağaraya doğru devam ediyordu. Mağaranın girişine geldiklerinde iğrenç bir koku karşıladı onları. İçeride ceset parçaları, kan ve kemikler vardı. Kokudan dolayı mağaranın içlerine doğru ilerlemek imkansız gibiydi. Tam o sırada mağara girişinin iki yanından iki dev kar canavarı kayarak üzerlerine geldi, aradıklarını bulmuşlardı. Kar canavarlarının içlerini ürperten ataklarına karşı savunma taktikleri geliştiriyor, bir yandan da yaratıkların zayıf noktalarına saldırıyorlardı. Eglath, arkadaşlarının yaralayıp zayıflattığı devlerden önce birini, sonra bir diğerini keserek canavarların yaşam enerjisini kılıcına depoladı. “Artık 1 hafta kafamız rahat” dedi arkadaşlarına. İstediklerini almış bir şekilde kampa döndüklerinde battaniyesini kafasına kadar çekmiş Lakashtari’yi gördüler, mışıl mışıl uyuyordu :))

##Lakashtari##
…lakashtari, ejder kabilesi ile bulusmanin heyecanini yasayan eglath in gozundeki mutlulugu okuyabiliyordu. Nesmeyi ne kadar sevsede icinde her zaman kabilesini bulma istegi oldugunu biliyordu. Aslinda lakastariyi eglath’a yaklastiranda bir bakima bu duygularinin paralel olmasiydi. Acaba biryerlerde onunda bir ailesi varmiydi. Tapinaktaki hocasi ve bir bakima babasi bildigi usta quoros, lakastariyi birdaha gelmemek uzere tapinaktan gonderdiginde ayni yalnizligi icinde hissetmisti. O gunden sonra bu yolculuk onun icin ruhunu tamamlayacak olan demmon’i bulma yolculugu olmustu. Belki bu sayede geldigi yere geri donebilecek, bir yerlerde bir ailesi ya da en azinden kendi gibi kalashtarlar varsa onlara ulasabilecegini umuyordu. Bu derin duygulari arkadaslari ile paylasmak istemiyordu. Aslinda kendi ile bile paylasmak istemiyordu. Beklenmeyen, dengesiz hareketlerinin sebebi, kacinilmaz gelecegini dusuncelerinden uzak tutmakti. Aklini biraz olsun mesgul ederek ait olmadigi bu topraklarda, cocuklugundan beri yaninda olan 2 dostundan ve dostanda ote gordugu eglath’dan ayrilacagi gunun yaklasmakta oldugunu unutmaya calisiyordu.
Ejder kabilesi baslarda Eglath haricinde grubun diger uyelerine kusku ve tekinsizlikle baksada gecenin ilerleyen saatlerinde basinda toplandiklari kamp atesininde sicakligiyla buzlar erimeye baslamsiti. Ne de olsa kizil ejder quetzalcot’u nasil oldurduklerini dinlemek goliath’larin gozunde nesmenin gloriuos bustered’larina duyduklari saygiyi arttirmisti. Sohbetin gittikce koyulasmasi, atesin sicakligi ve sarabin verdigi sarhoslukla lakastari uzak durmaya calistigi dusuncelerine geri donmustu… O nefret ettigi biyikli surati karsisinda gordugunde ani bir sicrama ile gozlerini acti. arkasalarinin yaninda olmadigini gordu. Goliatlar cadirlarina cekilmisti. Uzerinde bir battaniye ortuluydu. Yalniz kalmayi sevmedigi icin panikle kalkip arkadaslarini bulmak istedi. Tum kabile uykuya dalmisti. Cevrede kimseyi gormedigi icin izleri takip etmeye karar verdi. Bir grup ayak izi ormanin iclerine dogru gidiyordu. Hava karanlikti ve yagan kar izleri cok hizli kapatmisti, lakashtari onundeki karanlik cukuru fark ettiginde coktan sendeleyerek icine dogru dusmeye baslamisti. 2-3 mt’lik bir cukura dusmustu. Cukur nemli ve karanlikti. Eliyle cevresini yokladi. Kaygan ve yosuntutmustu. Yogun kuf kokusu ona keshan’in onu kapattigi karanlik kutuyu hatirlatti. dusmanin hayatta oldugunu bilmek onu ne kadarda huzursuz ediyordu. Su kuyudan bir ciksin bir yolunu bulup arkadaslarini ikna edicekti, keshan’i gemisi ile birlikte suyun dibine gomecegine kendine yemin ederken aslinda dusunmesi gereken daha onemli bir problemi oldugunu fark edememisti. O sirada bacaklarinda birseylerin hareket etmeye basladigini fark etti. Silkelendi ve birsey gorememesine ragmen reflex olarak karsi duvara dogru kendisini teleport etti. Bu ona cantasindan ortami aydinlatacak birseyler cikarmak icin zzaman kazandirmisti. Mesalesini yaktigi anda karsida bir cockroach swarm gordu. Bacaklarindaki uyusmanin sebebi belli olmustu. Lakastari farkina varmadan onu zehirlemeye baslamislardi. Teleport olabilmisti ama zehir bacaklarini hareket ettirmesini engellemisti. Cockroachlar avlarinin tadini almis can havli ile kacmaya calisan avlarina dogru hepbirlikte saldiriya gecmislerdi. (scuttling mass) topluca Lak’in uzerine dogru hareket ettiler. Lak’in aklina gelen ilk hamle mesalesini yakinina gelen suruye savurmak oldu. Atesin etkisi ile en yakinina gelen bocekler kavrulup ters donmustu ancak bu Lak’i pekte sevindirmemisti cunku arkasindan gelen yuzlerce bocek daha vardi. Bacaklari yavas yavas uyusmaya devam ediyordu. (on going 5acid damage). Lak hareket edemedigi icin bocekleri kendinden uzak tutabilmek adina konsantrasyonunu toplayarak boceklerin yogunlastigi yere bir area olusturdru. (matter dissipation) bocekler sersemlemisti ama Lak’a yaklasmaya devam ediyorlardi. Area buyusunun bocekleri sersemlettigini goren Lak bir yandan duvardan uzerine atlamaya calisan surunun bir kismini saga sola savururken diger yandan da yapacagi diger hamlesine konsantire oldu. Boceklerin bilinclerine yapilan etki ile sersemledikelrini gordugu icin ust uste hypnotik buyuler savuruyordu. Gozleri cevresinde kac bocek oldugunu secemiyordu ama bu yaratiklara duydugu nefretin etkisi ile yapmakta oldugu tum buyuleri tutturabiliyordu. Cantasindan birkac tanede tR cikarip firlatti. Tum suru kavrulmaya baslamisti. Birkac dk sonra kuyunun dibinde hareket eden cockroach kalmamisti ancak lak’inda guzel baslayip, gordugu ruyalar, arkaslarinin kaybolmasi ve bu boceklerle mucadele etmek zorunda kalmasi sebebiyle gittikce kotuye giden bu soguk gecede, morali iyice bozulmustu.
lak kendine geldikten sonra pekte kullanmadigi crossbowunu cantasindan cikardi, kuyunun agzina dogru nisan alip, ucuna halatini bagladigi oku kuyunun cikisina sapladi. Biraz ugrastiktan sonra kuyudan cikti. Kar yagmaya devam ediyordu. Bu stress ona yetmisti arkadaslarini ormanin karanliginda aramaktansa kampa donmenin daha iyi olacagina karar verdi. Nede olsa tanimadigi bu ormanda karsisina cikabilecek cockroach’lardan cok daha tehlikeli yaratiklar olbilirdi. Goliatlarin atesin basinda yetilerden bahsettigini duydugunu hatirlar gibi oldu. Lak atesin basina geri dondugunde arkadaslari henuz gelmemisti. Battaniyesine sarildi ve onlari beklemeye basladi. Gozleri yavas yavas kapnmis, cevreden gelebilecek baska boceklerin korkusu ile battaniyesini kafasinida ortecek sekilde simsiki sarmisti…

Comments

Thathorian

I'm sorry, but we no longer support this web browser. Please upgrade your browser or install Chrome or Firefox to enjoy the full functionality of this site.