For the New and Unseen

Oyun 25 - Astrid ile tanisma

.. Grup bir şekilde dar koridorda sıralanmış, artık neredeyse bir refleks haline dönüşmüş olan savaş taktiğini bir kez daha uygulamaktaydı. Fakat daha önce vampirlerle hiç dövüşmediklerinden olacak, taktik bu kez pek bir yere varacak gibi durmuyordu. Vampir Lord’u koridorda sıkıştırmış da olsalar yaratığın yaralarını devamlı iyileştirmesi moral bozuyordu, ayrıca halen uğraşılması gereken 3 azılı vampir daha vardı. Rasputin arkadaşlarına “Siz Vampir Lordla uğraşın diğerlerini ben hallederim!” diye arkadaşlarına seslendiği sırada kadının yaptığı büyüyle önce sersemledi, sonra da kendinden geçti, gözleri garip garip parlamaya başladı. Belli ki ters giden birşeyler vardı… Ancak tam da o anda dövüşün gidişatını etkileyecek hareket geldi. Rasputin’in yediği atak sonrasında dikkati vampir kadına yönelen Obisidius, yeni öğrendiği bir büyüyü yapabilirse kadını devre dışı bırakabileceğini düşündü. Büyü sözlerini fısıldayarak staff’ını kadına doğru yönlendirdi. Neye uğradığını şaşıran vampir kadın neredeyse taş kesildi, artık gözleri boş bakıyor, ağzından salyalar akıyordu. Eglath bunu fırsat bilip bir şekilde kadının yanına ulaşmak ve işini bitimek istiyordu, ama nasıl? O sırada kılıcın bir şekilde bunu başarabileceği düşüncesi belirdi zihninde. Devourer her ne kadar bu yaratıklardan bir yaşam enerjisi elde edemeyecek de olsa, taşıyıcısına yardımcı olmaktan geri kalamazdı, sonuçta Eglath’ın hayatta kalması kendisinin de daha çok yaşam enerjisi ele geçirmesi demekti. Kılıcın marifetiyle Eglath bir anda ortadan kaybolup vampir kadının yanında beliriverdi ve iki darbeyle hareketsiz duran vampiri bir anda toza çevirdi. Bu olayla birlikte grubun morali yerine gelmiş, kalan vampirler ise neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Eglath kadından sonra çocukları gözüne kestirmiş, Rasputin de artık omuz omuza dövüşmeye alıştığı arkadaşının yanında yerini almıştı. Onlar iki küçük vampirle uğraşırken Lakashtari ve Obsidius Vampire Lord ile başbaşa kaldılar. Hayat arkadaşı gözleri önünde toza dönen vampire lord artık tamamen kontrolden çıkmış bir şekilde tüm vahşiliğiyle karşısındaki düşmanlarına saldırıyordu. Elindeki zinciri Obsidius’un böğrüne geçirdiğinde genç büyücü ceplerinde büyü malzemelerini aramakta, daha başka ne yapsam da ortalığı toz duman etsem diye düşünmekteydi. Zincirin üzerindeki iğnelerin karnına saplanmasıyla bayıldı ve olduğu yere yığıldı… Lakashtari, arkadaşını yere seren vampire ters ters bakmaya başladığında vampir lord, daha önce de iradesine saldırarak kendisine zarar veren bu psişik mavi kızın yapacağı yeni büyüye karşı bilincini güçlü tutmaya çalışıyordu ki, suratında patlamak üzere kendisine doğru gelen dragonfire tar’ı gördü havada. Alchemist fire’dan sonra yeni oyuncağını bulmuş olan Lakashtari, “Bu da iyiymiş!” dedi kendi kendine… Obsidius’un yerde yattığını gören Eglath, onu ayağa kaldıracak sözleri haykırdı ve büyücüyü yeniden kendine getirdi. Vampire Lord, çocuklardan çok daha büyük bir tehlikeydi ve grup bütün dikkatini yeniden ona yöneltti. Kendine gelen Obsidius, bayılmadan hemen önce aklında olan büyü sözlerini hatırlamakta güçlük çekiyordu, ancak gene de sözler bir çırpıda dudaklarından dökülüverdi. Obsidius’un büyüsü sebebiyle konsantrasyonu bozulan Vampir Lord artık kendini iyileştiremiyordu. Grup elemanları bunu farkedince bildiği bütün savaş taktiklerini vampir üzerinde uygulamaya başladı ve sonunda Vampir Lord’u da toza dönüştürmeyi başardı. Koridordan kafasını uzatan Rasputin, dışarıya kaçmaya çalışan ufaklığı farketti ve daha önceden aldığı yaralardan dolayı Longtooth’a dönüşmüş olmanın verdiği çeviklikle çocuğu dışarı kaçamadan yakaladı ve ailesinin yanına gönderdi. Grup bir kez daha “bu sefer bittik” dese de çok zorlu bir düşman grubunu kendilerine has dövüş taktikleriyle alt etmeyi başarnıştı…

Evi düşmandan temizledikten sonra etrafı araştırmaya başladılar. Hem başına 10.000 altın (önceden 20.000 olarak açıklanan ödül miktarı sonra her nasılsa yarı yarıya azalmıştı) ödül konan Helgi Smiling’i öldürdüklerini ispatlamak için bir kanıta ihtiyaçları vardı, hem de evde kendi işlerine yarayacak birşeyler bulabilirlerdi. Rasputin odalardan birinde yatağın altında küçük bir sandık bulduğunu haykırınca, küller arasında vampir dişi ayıklamaya çalışan Obsidius ile Eglath kafalarını kaldırıp Priest’in yanına gittiler. Sandık küçüktü ama üzerinde ağır bir koruma büyüsü vardı, açılması mümkün görünmüyordu. “Arueth bile gelse bu sandığı açamaz” diye düşündü Rasputin. Nitekim geldi ve açamadı drow. “Kimbilir kaç altın vardır içinde!” diye odaya dalan Lakashtari elinde bir şişe tutuyordu, şişenin içindeyse hiçbirinin ne olduğunu tam olarak anlayamadığı yemyeşil bir ışık parlıyordu…

Grup hala bir yandan sandığı nasıl açacağını düşünürken bir yandan da Guard’lara gidip adamı hallettiklerini söyleyerek paralarını alma derdindeydi. Genişçe bir açıklığa geldiklerinde Rasputin Eglath’a döndü ve: “Kırsak ya la şu sandığı?” diye sordu. Diğerlerine de fikir mantıklı gelmişti, ama Eglath kendi kılıçlarına kıyamıyordu, ne de olsa sandıktaki büyüden dolayı elinde her ne varsa unufak olabilirdi. Rasputin, bag of Holding’inden eski macelerinden birini çıkardı, “Al bununla dene” diyerek Eglath’a uzattı. Eglath Mace’i aldı, havaya kaldırdı ve bütün gücüyle sandığa doğru indirdi. O anda mace elinden fırladı, havada süzüldü süzüldü ve kayboldu, uzak biryerlere doğru inişe geçmiş olmalıydı. Grup işin bu şekilde olmayacağına kanaat getirdi ve sandığı yanında bir süre daha saklamaya karar verdi. Belki Bara’ya götürüp ondan yardım almalıydılar, belki de Silverymoon’a dönüp (!) orada bir şekilde açtırmalıydılar sandığı. Bu konuyu tartışa tartışa ilerlerken arkadan nefes nefese gelen Lakashtari’nin sesini duydular, elinde Rasputin’in mace’i duruyordu. “Al arkadaşım” dedi, “senin için çok önemli bir silahtı bu, kaybolmasına gönlüm razı olmadı.” Aslında silahın gitmiş olması çok da üzmemişti Rasputin’i ama arkadaşının bu düşünceli davranışı karşısında şaşkınlığını gizleyemedi…

Guardların merkezine geldiklerinde büyük bir kalabalığın toplanmış olduğunu gördüler. Neler olduğunu anlamak için kalabalığıa yaklaştıklarında dört bir yandan “Ben öldürdüm!”, “Smiling’i ben öldürdüm” diye bağırıldığını duydular. Korktukları başlarına gelmişti, adamı kendilerinin öldürdüğünü nasıl ispatlayacaklardı? O sırada Eglath’ı rahatlatan cümle döküldü guardın ağzından: " Elinde 30-40 cm boylarında bir sandık olan öne çıksın, yoksa herkes dağılsın!" Eglath sandığı kaptığı gibi soluğu guardın yanında aldı. Obsidius lan bi dur diyemeden ortaya atlayan Eglath’a içinden küfürler etse de peşinden gitmekten başka yapacak birşey yoktu… Öte yandan Smiling’i öldüren gerçek kişilerin ortaya çıkmasıyla hevesleri kursaklarında kalan bir sürü insan da çaresizlik içinde uzaklaştı ortamdan…

“Oh be dünya varmış” diye memnuniyetini dile getirdi guard, hem Smiling belasından, hem de etrafta toplanan yığınla çapulcudan kurtulmuş olmanın rahatlığıyla. “Güzel iş başardınız” dedi gençlere, “ödülünüzü size bizzat Zendebar verecek”. Hayatlarında ilk kez bu ismi duyduklarından olsa gerek, hiçbiri kimden bahsedildiğini anlamamıştı. “Zanzibar da kim?” diye sordu Lakashtari, “Zanzibar değil, Zendebar’” dedi guard sinirli sinirli gençleri büyücülük kulesinin başındaki adama götürürken. Guard gruba oldukları yerde beklemelerini söyleyip çıktıktan sonra ortam bir anda değişmeye başladı. Taş duvarlar kaybolmuş, girdikleri kapı ortadan kalkmış, etraftaki herşey belli belirsiz bembeyaz bir hal almıştı. Ne olduğunu anlamaya, bir çıkış bulmaya çalıştılarsa da beceremediler, Tedirginlik içinde bekliyorlardı. Belki de bir kez daha tuzağa sürüklenmişlerdi…

15 dakika kadar sonra odada tekrar bir hareketlenme oldu. Neler olduğunu anlamaya çalışırcasına bir sağlarına bir sollarına dönerlerken az ileride siyah bir cübbe giymiş bir büyücünün beliriverdiğini farkettiler. Büyücü yanına yaklaşmalarını söyledi sakin bir sesle. Yakınına gelip büyücünün yüzünü gördüklerinde her birinin nefesi kesilecek gibi oldu. Haftalar önce Zakresh’i takip ederken kısa bir süre de olsa yüzünü gördükleri büyücü Astrid’in ta kendisiydi karşılarındaki. Eglath, yanındaki Rasputin’e döndü, gözleri faltaşı gibi açılmıştı. “Astrid lan bu!” diye haykırmak, adamın üstüne saldırıp ağzını burnunu kırmak istiyordu. Fakat diğerleri öyle bir bakış fırlattı, Lakashtari de tırnaklarını koluna öyle bir geçirdi ki, genç barbar sustu ve henüz değil diye teskin etti kendini… “Hoşgeldiniz gençler” dedi büyücü, “güzel bir iş başardınız, böyle azılı bir düşmanı alt ettiğinize göre oldukça becerikli olmalısınız.” Neyse ki büyücü de onların ilüzyon perdelerinin arkasındaki gerçek yüzlerini görmemişti. Belki böyle bir şeye ihtimal vermediği için kontrol etme ihtiyacı hissetmemişti, belki de durumu farketmişti ama bozuntuya vermiyor, gençleri kendi amaçları için kullanıp daha sonra icaplarına bakmayı planlıyordu. Kafalar gene karışmıştı (?). Büyücü gençlerin lafa girmesine fırsat vermeden sözlerine devam etti: “ben Zendebar, büyücülük kulesinin başıyım, Luskan’ı da biz yönetiyoruz. Sizler kimsiniz bakalım, Luskan’da ne arıyorsunuz?” Herkes ne cevap vereceğini şaşırmış birbirine bakarken diplomatik konuşmalara alışkın ve çok da başarılı (!) olan Eglath lafa girdi. Gezgin savaşçılar olduklarını, amaçlarının yaşamlarını sürdürmek ve mümkünse biraz da para biriktirmek olduğunu söyledi. Herkes bir anda rahat bir nefes aldı, bu kez hikayeye Nesme’den başlamamıştı. Büyücü “Pekala” dedi, “Artık şu küçük sandığımı alabilir miyim?” Eglath, “Memnuniyetle” diyerek sandığı büyücüye uzattı. Obsidius dayanamayıp sordu: “Sakıncası yoksa sandıkta ne olduğunu öğrenebilir miyiz efendim?” Zendebar, “Tabii” diyerek, hiçbirinin, hatta Obsidius’un bile anlamadığı büyü sözlerini mırıldandı. Sandık yavaş yavaş açıldı ve içinden siyah, küp şeklinde bir taş çıktı. Ne olduğunu hala anlamamışlardı. Sonra etrafta siyah bulutlar oluşmaya başladı. Bulutlar yoğunlaşarak devasa cüsseli bir heykele dönüştü. Zendebar, elindeki taşı heykelin göğsündeki deliğe yerleştirdiğinde heykel hareketlenmeye, gözleri derin bir ışıkla parıldamaya başladı. Obsidius şimdi anlamıştı, bu bir golemdi. Rasputin golemi şöyle bir süzdü, ne de olsa ileride Astrid’le dövüşmek zorunda kaldıklarında bu golemi de alt etmeleri gerekecekti… Büyücü gençlere dönüp:" İşte bu benim yakın korumam" dedi, sözlerine devam etmeden önce de Eglath’a doğru içi altın dolu olduğu anlaşılan bir kese fırlattı. " Bu ödül sizi uzun süre idare edecektir, ama eğer ilgilenirseniz sizin için bir iki görev daha ayarlayabilirim." Grup, asıl düşmanları olan Astrid ile irtibatı kaybetmemek için onun çevresinde bulunmaları gerektiğinin bilincindeydi. Bu yüzden görevlerle ilgilendiklerini belirttiler ve büyücüden görevleri açıklamasını rica ettiler. Büyücü görevlerden birinin kuzeye doğru yolculuk yapacak olan büyücülük kulesi üyesi bir büyücünün korunması işi olduğunu anlattı. Bu görevden zaten guardlar da bahsetmişti. Ancak hem gerçek kimliklerini, hem de Eglath’ın kılıcını yol boyunca gizleme gerekliliği can sıkıcı olabilirdi. Diğer görevi dinlemeye koyuldular. “Diğer iş de gene kuzeyde. Bu aralar orada canımı sıkan olaylar oluyor. Bir takım haydutlar yoldan geçen kervanlara saldırıyor, yolcuları öldürüyorlar. Muhtemelen goliath barbar kabileleri bunlar, icaplarına bakılması lazım. Getireceğiniz her bir goliath kellesi için size 1000 altın veririm.” Büyücü bunları söylediği anda Eglath dikkat kesildi. Barbar kabilesinden kastı ayı kabilesiyse memnuniyetle kellelerini alırdı, ancak kendi kardeşleriyle dövüşmesi tabii ki düşünülemezdi. Hangi kabileler olabileceğini büyücüye sorduğunda aldığı cevap bir yandan canını sıktı ama bir yandan da umutlandırdı. Kardeşleriyle buluşabilir, bütün goliath ırkını bir araya getirme hayalini gerçekleştirme şansını yakalayabilirdi. Kısa bir diyalog sonrasında grup ikinci görevi kabul ederek Zendebar’ın yanından ayrıldı. Niyetleri bir an önce hazırlanıp en kısa sürede kuzeye doğru yola çıkmaktı, ama önce dinlenmeli, ondan da önce Necromancer Bara ile görüşüp şu yeşil şişenin sırrını çözmeliydiler. Bara’nın hanına doğru şarkılar türküler söyleyerek yola koyuldular :)

Bara’nın yanına geldiklerinde tabii 1000 altınlık rutin ödemeyi yaptıktan sonra öncelikle Astrid diye aradıkları kişinin büyücülük kulesinin başı olan Zendebar olduğunu öğrendiklerini anlattı Rasputin. Bara duruma hayret etti ama pek de üzerinde durmadı. Asıl dikkatini çeken şey, Lakashtari’nin kesesinden çıkarttığı şişeydi. Bu şişenin ve içindekinin ne olduğunu soruyordu grup. “Bu bir vampirin özüdür” diye cevap verdi Bara, “öldürülen bir vampir, bu şişe korunduğu müddetçe bir hafta sonra yeniden maddeye dönüşür ve canlanır. Muhtemelen bu sizin öldürdüğünüz vampirlerden birine ait ve 1 hafta sonra şişe kırılmazsa yeniden canlanacak.” Grup şişeyi nasıl kırmaları gerektiğini sorunca, bunun komplike bir süreç olduğunu ve özel bir ritüelle gerçekleştirilmesi gerektiğini anlattı Bara, belli ki şişenin içindekiyle ilgileniyordu. “İsterseniz bana bırakın şişeyi, sizin nasılolsa işinize yaramaz, ben hallederim” diye önerdi. Artık yavaş yavaş kimseye güvenmemeleri gerektiğinin farkına varmış olan grup Bara’ya şişeyi vermemekte kararlıydı. Belki şişeyi kendileri kırar, ya da vampirin yeniden canlanmasını bekleyebilirlerdi. Hem böylece vampirden birtakım bilgiler alma şansları bile olabilirdi. Vedalaşıp çıkmak üzereyken necromancer “Hadi 1000 altın vereyim size o şişe için, maksat işiniz görülsün” diye üsteledi. “Bu adam bu şişeyi para verecek kadar istediğine kadar kesin işin içinde bir bit yeniği var” diye düşündü Rasputin, necromancer’a hiç güvenmiyor, hatta içten içe gıcık oluyordu. “Yok yok boşver sen” deyip çıktılar…

Ertesi sabah uyanıp, kuzeye, daha doğrusu kuzeybatıya yapacakları yolculuk için hazırlandılar. Obsidius her zamanki gibi sihirli atları oluşturmak için ritüelini yaparken bir yandan da “Ulan at yapmaktan başka bişey yapmıyorum, acaba ritüel işini bırakıp başka konulara mi çalışsam naapsam?” diye geçiriyordu aklından. Atlara atlamadan hemen önce ellerindeki şişe geldi akıllarına. Lakashtari, “Bir şansımızı deneyelim, en kötü ne olabilir ki, olsa olsa vampir gene çıkar bi daha öldürürüz” diyerek şişeyi yere fırlattı. Şişe kırıldı ve içindeki yeşil esans etrafa yayıldı. Yavaş yavaş havaya karışıyor, kayboluyordu. En sonunda son yeşil zerreciğin kaybolmasıyla vampirin ruhunun tamamen yok olduğuna ikna olup atlara atladılar…

Kuzeye doğru phantom steedleri üzerinde ilerlerken havanın gittikçe soğumaya başladığını farkettiler. Sağda solda kar öbekleri görüyorlardı. Luskan’dan yeterince uzaklaştıklarından emin olduktan sonra boyunlarındaki madalyonları çıkartıp gerçek görünüşlerine geri döndüler. Tekrar kendileri olmak iyi gelmişti… Uzunca bir süre ilerledikten sonra artık etraf tamamen karlarla kaplanmıştı,bu da hareketlerini yavaşlatıyordu. Eglath az ileride tam da kendisininkine benzeyen bir sancak gördü. Çantasından kendi sancağını çıkartıp karşılaştırdı, tıpatıp aynıydılar (kendisininkinin yepyeni, tertemiz olması dışında). Etrafta bizim kabileden birileri olmalı diye düşünüp heyecanlanırken bir anda etraftaki kar yığınları arasından birçok dev cüsseli goliath belirdi. Nasıl bu kadar iyi kamufle olduklarına inanamadı Eglath, bu kendisinin pek beceremediği birşeydi. Goliathların lideri gibi görünen bir tanesi, “Kimsiniz siz, kendini tanıt goliath!” diye bağırdı. Eglath “Ben Ejder kabilesinden Thorak’ın oğlu Eglath’ım, siz kimsiniz?” diye cevap verdi. Ejder kabilesi ve Thorak kelimelerini duyan diğerleri silahlarını indirip grubun yanına doğru yanaştı. “Demek Thorak’ın oğlusun ha? Uzun zaman olmuştu demirci buradan gideli. Bu arada ben Rahmar” dedi ve Eglath’a sıkı sıkı sarıldı goliath grubunun lideri. Sonra hep beraber bir kamp kurup koyu bir sohbete daldılar. Eglath, maceraya Nesme’den nasıl başladıklarından itibaren herşeyi anlattı dostlarına. Bu arada öldürdükleri ejderhayı anlatmaya sıra gelip boynuzları da çantasından çıkartınca diğer bütün goliathlar saygıyla eğildi grubun karşısında. ejder kabilesinin bir üyesi için hayattaki en büyük onurdu bir dragonla karşılaşıp onu alt etmek. Rahmar, kabilelerinin gelenekleri gereği artık liderlerinn Eglath olduğunu söylese de genç goliath bunun için henüz erken olduğunu düşünüyordu. Daha başarması gereken çok şey vardı, en başta adını temize çıkartması gerekiyordu… Sohbetin devamında Rahmar bölgedeki durumdan bahsetti. Ayı kabilesinin Luskan yönetimiyle esrarengiz bağlantısı ve diğer kabileler üzerinde baskı kurma çabaları rahatsız ediciydi ve bir şekilde engellenlmeliydi. Kısa vadeli olarak aldıkları önlem, her nedense sadece kara yoluyla kullandıkları haberleşme araçlarını, yani ulaklar ve kervanları engellemek olmuştu. Birçok kez bu bölgelerde tuzaklar kurup ayı kabilesinin Luskan yönetimine ulaşmasını engellemeşlerdi… Belli ki Zendebar’ın, yani Astrid’in canını sıkan barbarlar bunlardı. Eglath kardeşleriyle bir kez daha gurur duydu ve grup son tuzaklarında ki muhtemelen yaklaşık 3 gün içinde gelecek olan büyücü ve yanındakilerden oluşan ekip olacaktı bu ejder kabilesi goliathlarıyla birlikte savaşmaya karar verdi. Sonrasında Rahmar ve ekibi bütün barbar kabilelerini tek bir sancak altında toplayacağına inandıkları artifact’ı bulmak üzere yola çıkacaktı. Artifactın adı aegis fang’dı ve cüce kral Bruenor Battlehammer tarafından goliathların en efsanevi kahramanı için yapılmıştı. “Muhtemelen hala Mithral Hall’da biryerlerde olmalı” dedi Rahmar, “Onu bulduğumuzda bütün goliath kabilelerini biraraya getirecek kudrete sahip olduğumuzu kanıtlayabiliriz”…

Sohbet güzeldi ama Eglath’ın içini kaplayan bir huzursuzluk da vardı. Devourer’ın beslenmesi gerekiyordu, yaklaşık 3 günlük enerjisi kalmıştı. Bu günlerde birkaç düşman öldürmezse istemediği kişilere zarar verecek olma düşüncesi son derece rahatsız ediciydi. Arkadaşlarıyla birlikte etrafta dolaşmaya, kendileri için zararlı olabilecek birkaç yaratığın icabına bakmaya karar verdiler. Rasputin ve Obsidius Eglath’la birlikte gelirken zaten sohbet sırasında içi geçmeye başlayan Lakashtari kampta kaldı. Kamptan uzaklaştıktan bir süre sonra yerlerde kocaman ayak izlerine rastladılar. İzler bir mağaraya doğru devam ediyordu. Mağaranın girişine geldiklerinde iğrenç bir koku karşıladı onları. İçeride ceset parçaları, kan ve kemikler vardı. Kokudan dolayı mağaranın içlerine doğru ilerlemek imkansız gibiydi. Tam o sırada mağara girişinin iki yanından iki dev kar canavarı kayarak üzerlerine geldi, aradıklarını bulmuşlardı. Kar canavarlarının içlerini ürperten ataklarına karşı savunma taktikleri geliştiriyor, bir yandan da yaratıkların zayıf noktalarına saldırıyorlardı. Eglath, arkadaşlarının yaralayıp zayıflattığı devlerden önce birini, sonra bir diğerini keserek canavarların yaşam enerjisini kılıcına depoladı. “Artık 1 hafta kafamız rahat” dedi arkadaşlarına. İstediklerini almış bir şekilde kampa döndüklerinde battaniyesini kafasına kadar çekmiş Lakashtari’yi gördüler, mışıl mışıl uyuyordu :))

##Lakashtari##
…lakashtari, ejder kabilesi ile bulusmanin heyecanini yasayan eglath in gozundeki mutlulugu okuyabiliyordu. Nesmeyi ne kadar sevsede icinde her zaman kabilesini bulma istegi oldugunu biliyordu. Aslinda lakastariyi eglath’a yaklastiranda bir bakima bu duygularinin paralel olmasiydi. Acaba biryerlerde onunda bir ailesi varmiydi. Tapinaktaki hocasi ve bir bakima babasi bildigi usta quoros, lakastariyi birdaha gelmemek uzere tapinaktan gonderdiginde ayni yalnizligi icinde hissetmisti. O gunden sonra bu yolculuk onun icin ruhunu tamamlayacak olan demmon’i bulma yolculugu olmustu. Belki bu sayede geldigi yere geri donebilecek, bir yerlerde bir ailesi ya da en azinden kendi gibi kalashtarlar varsa onlara ulasabilecegini umuyordu. Bu derin duygulari arkadaslari ile paylasmak istemiyordu. Aslinda kendi ile bile paylasmak istemiyordu. Beklenmeyen, dengesiz hareketlerinin sebebi, kacinilmaz gelecegini dusuncelerinden uzak tutmakti. Aklini biraz olsun mesgul ederek ait olmadigi bu topraklarda, cocuklugundan beri yaninda olan 2 dostundan ve dostanda ote gordugu eglath’dan ayrilacagi gunun yaklasmakta oldugunu unutmaya calisiyordu.
Ejder kabilesi baslarda Eglath haricinde grubun diger uyelerine kusku ve tekinsizlikle baksada gecenin ilerleyen saatlerinde basinda toplandiklari kamp atesininde sicakligiyla buzlar erimeye baslamsiti. Ne de olsa kizil ejder quetzalcot’u nasil oldurduklerini dinlemek goliath’larin gozunde nesmenin gloriuos bustered’larina duyduklari saygiyi arttirmisti. Sohbetin gittikce koyulasmasi, atesin sicakligi ve sarabin verdigi sarhoslukla lakastari uzak durmaya calistigi dusuncelerine geri donmustu… O nefret ettigi biyikli surati karsisinda gordugunde ani bir sicrama ile gozlerini acti. arkasalarinin yaninda olmadigini gordu. Goliatlar cadirlarina cekilmisti. Uzerinde bir battaniye ortuluydu. Yalniz kalmayi sevmedigi icin panikle kalkip arkadaslarini bulmak istedi. Tum kabile uykuya dalmisti. Cevrede kimseyi gormedigi icin izleri takip etmeye karar verdi. Bir grup ayak izi ormanin iclerine dogru gidiyordu. Hava karanlikti ve yagan kar izleri cok hizli kapatmisti, lakashtari onundeki karanlik cukuru fark ettiginde coktan sendeleyerek icine dogru dusmeye baslamisti. 2-3 mt’lik bir cukura dusmustu. Cukur nemli ve karanlikti. Eliyle cevresini yokladi. Kaygan ve yosuntutmustu. Yogun kuf kokusu ona keshan’in onu kapattigi karanlik kutuyu hatirlatti. dusmanin hayatta oldugunu bilmek onu ne kadarda huzursuz ediyordu. Su kuyudan bir ciksin bir yolunu bulup arkadaslarini ikna edicekti, keshan’i gemisi ile birlikte suyun dibine gomecegine kendine yemin ederken aslinda dusunmesi gereken daha onemli bir problemi oldugunu fark edememisti. O sirada bacaklarinda birseylerin hareket etmeye basladigini fark etti. Silkelendi ve birsey gorememesine ragmen reflex olarak karsi duvara dogru kendisini teleport etti. Bu ona cantasindan ortami aydinlatacak birseyler cikarmak icin zzaman kazandirmisti. Mesalesini yaktigi anda karsida bir cockroach swarm gordu. Bacaklarindaki uyusmanin sebebi belli olmustu. Lakastari farkina varmadan onu zehirlemeye baslamislardi. Teleport olabilmisti ama zehir bacaklarini hareket ettirmesini engellemisti. Cockroachlar avlarinin tadini almis can havli ile kacmaya calisan avlarina dogru hepbirlikte saldiriya gecmislerdi. (scuttling mass) topluca Lak’in uzerine dogru hareket ettiler. Lak’in aklina gelen ilk hamle mesalesini yakinina gelen suruye savurmak oldu. Atesin etkisi ile en yakinina gelen bocekler kavrulup ters donmustu ancak bu Lak’i pekte sevindirmemisti cunku arkasindan gelen yuzlerce bocek daha vardi. Bacaklari yavas yavas uyusmaya devam ediyordu. (on going 5acid damage). Lak hareket edemedigi icin bocekleri kendinden uzak tutabilmek adina konsantrasyonunu toplayarak boceklerin yogunlastigi yere bir area olusturdru. (matter dissipation) bocekler sersemlemisti ama Lak’a yaklasmaya devam ediyorlardi. Area buyusunun bocekleri sersemlettigini goren Lak bir yandan duvardan uzerine atlamaya calisan surunun bir kismini saga sola savururken diger yandan da yapacagi diger hamlesine konsantire oldu. Boceklerin bilinclerine yapilan etki ile sersemledikelrini gordugu icin ust uste hypnotik buyuler savuruyordu. Gozleri cevresinde kac bocek oldugunu secemiyordu ama bu yaratiklara duydugu nefretin etkisi ile yapmakta oldugu tum buyuleri tutturabiliyordu. Cantasindan birkac tanede tR cikarip firlatti. Tum suru kavrulmaya baslamisti. Birkac dk sonra kuyunun dibinde hareket eden cockroach kalmamisti ancak lak’inda guzel baslayip, gordugu ruyalar, arkaslarinin kaybolmasi ve bu boceklerle mucadele etmek zorunda kalmasi sebebiyle gittikce kotuye giden bu soguk gecede, morali iyice bozulmustu.
lak kendine geldikten sonra pekte kullanmadigi crossbowunu cantasindan cikardi, kuyunun agzina dogru nisan alip, ucuna halatini bagladigi oku kuyunun cikisina sapladi. Biraz ugrastiktan sonra kuyudan cikti. Kar yagmaya devam ediyordu. Bu stress ona yetmisti arkadaslarini ormanin karanliginda aramaktansa kampa donmenin daha iyi olacagina karar verdi. Nede olsa tanimadigi bu ormanda karsisina cikabilecek cockroach’lardan cok daha tehlikeli yaratiklar olbilirdi. Goliatlarin atesin basinda yetilerden bahsettigini duydugunu hatirlar gibi oldu. Lak atesin basina geri dondugunde arkadaslari henuz gelmemisti. Battaniyesine sarildi ve onlari beklemeye basladi. Gozleri yavas yavas kapnmis, cevreden gelebilecek baska boceklerin korkusu ile battaniyesini kafasinida ortecek sekilde simsiki sarmisti…

View
Oyun 24 - Luskan? Luskaaaaan!!

“Grup Silverymoon’a ani bir kararla gelmisti ancak uzun zamandir ilk kez isabetli bir karar vermis olduklarini dusunuyorlardi. Evet, hydra ile karsilasmalari tabanlari yaglayip kacmalariyla son bulmustu ama bu ilk kez olan bir sey degildi. Simdiye kadar kactiklari dusmanlariyla guclerini toplayip tekrar yuzlesmisler ve onlari alt etmislerdi. Silverymoon’da daha once siparis verip teslim alamadiklari esyalari alma sanslari oldu. Arueth Luskan’da ortadan kayboldugu icin onun siparisi olan kolyeyi Rasputin takti. Obsidius da pelerini aldiktan sonra kendini daha guvende hissetti, uzerinde koruma buyuleri olan bir pelerin cok isine yarayacakti. Eglath siparis ettigi kilica bakti, cok guzel bir kilicti, karsisina cikan her seyi kesip gececekmis gibi bir goruntusu vardi. Yine de elinde cok daha guclu bir kilic oldugundan sonuk gorundu ona. Sirtindaki kina takti ama bir yandan zihnindeki sese hak vermeden edemedi “ben sana yeterim, sen de bana… benim sana saglayacagim gucun yaninda bu demir yiginlarinin hepsi oyuncak gibi kalir…”. Kendi kendine “biz bir takimiz” diye mirildandi Eglath, gruptaki arkadaslarini mi, kilici mi kastettiginden kendi bile emin degildi…

Gerekli esyalari alip hazir olduklarinda ne yapacaklari konusunda kisaca konustular. Silverymoon’a kadar gelmisken Sundabar’da Keshan’i aramak fena fikir gibi gorunmuyordu, hic birinin ona olan ofkesi gecmemisti. Neverwinter da baska bir secenekti, ama oncelikle kendi adlarini temize cikarma konusunda anlasip Luskan’a donmeye karar verdiler. Arueth’i de bulabilirlerdi belki. Yola phantom steed’leri ile cikmaya karar verdiler, kara yoluyla gitmeleri hem staff of portals’i dinlendirmeleri, hem de Eglath’in kilicini kontrolde tutmalari icin gerekliydi.

Eglath yola cikmadan once babasini bulup bulamayacagini ogrenmek istedi, sehrin muhafizlarinin oldugu bolumunde olmaliydi, neyseki uzerlerindeki iluzyon sayesinde bir sorun cikmazdi. Babasinin calistigi buyukce demirci dukkanini bulmasi zor olmadi, daha bir kac metre kala babasinin tanidik ritmik cekic sesini duydu. Iceri girip “Merhaba Thorak” dedi. Babasi yaptigi isten kafasini kaldirmadan “Merhaba, ne istemistin ogul?” dedi. Eglath “Iyi olup olmadigina bakmak istedim” diye cevap verince durdu, kafasini kaldirip bakti. “Iyiyim, ama seni tanidigimi sanmiyorum” yine de sesinde bir suphe vardi, yabanci nedense tanidik geliyordu. Eglath yanina gidip sessizce “Biraz konusabilir miyiz? Guvenli bir yer olsun ama” dediginde bu sefer de bir tedirginlik hissetti. “Eglath’in arkadasi misin? Ona bir sey mi oldu?” Bir yandan da hizlica dukkandan cikti, yakindaki bir muhafiza, bir mola verip gelecegini soyledi. Sakince bir kose bulup oturdu, Eglath da yanina coktu. Hizlica etrafina baktiktan sonra “Benim baba, Eglath” dedi. “Uzerimde bir buyu var o yuzden farkli gorunuyorum. Ama bana verdigin sancagi hic yanimdan ayirmadim, iste” diyerek ucunu pelerinin altindan cikarip gosterdi :) Babasi hem sasirmis hem sevinmisti, “Guclu dostlar edinmissin” dedi. Bir sure sehrin durumunu ve genel gelismeleri konustular. Thorak bir seylerin duzgun gitmedigini, sehir cevresindeki savas biteli cok olmasina ragmen hala sayisiz zirh ve silah yaptigini anlatti. Bunlarin ne icin kullanilacagini bilmiyordu ama pek hayra alamet degildi. Xaxis’in ordusu her gecen gun buyuyordu ve gorunurde bir neden de yoktu. Eglath “Kendine dikkat et” dedi ayrilirlarken, “ustumuzdeki su suclamayi temizledikten sonra zaten Xaxis sorun olmaktan cikacak.”

Tekrar toplandiklarinda hepsi hazirdi. Rituel bittiginde oldukca hizli bineklerine atlayip dort nala sehirden ciktilar. Batiya dogru ucarcasina ilerliyorlardi. Binekleri yorulmadigindan alabildikleri kadar yolu alip sonra dinlenmek gibi bir planlari vardi. Yolda kisa bir mola verdiklerinde arkalarindan kendilerine dogru hizla yaklasan dort atli gorduler. Eglath yolda kilicini besleyecek bir firsat ciktigi icin sevindi, ancak digerleri herhangi bir yolcuya saldirma fikrine pek sicak bakmiyorlardi. Rasputin patlayan runlerle bir tuzak hazirlayabilecegini soyledi, ama bu da masum insanlara zarar verme anlamina gelebilirdi. Lakashtari’ye kamuflaj rituelini yaparsan tuzak olarak kullanabiliriz derken Lakashtari “ben hasta numarasi yapayim” diyerek kendini yere ativerdi. Nedense bir bacagini da siyirmisti ama grup zaten ne yapacaklari konusunda konusurken dikkat etmediler. Plan da akillarina yatmisti, ama bu arada uzerlerine gelen yabancilar zaten cok yaklasmis ve onlarin ne yaptigini rahatlikla gorebilecek mesafeye gelmislerdi. Rasputin kim olduklarini gorebilmek icin onlara donunce en onde bir drow ve arkasinda 3 siyah pelerinli atli daha oldugunu gordu. Bir de uzerine dogru firlatilmis bicaklar. Neyseki zirhi koruma sagliyordu, bicaklarin hic biri ona zarar veremeden zirhindan sekti. Grup toparlanirken ondeki drow atindan atlayip Rasputin’e sarj etti. Bu saldiri Rasputin’i pek etkilememis, tersine iyice sinirlenmesine neden olmustu. “Tanrim bana guc ver!” diye bagirarak gurzunu drowun bacaklarina dogru savurdu. Bu darbeyi beklemiyordu dusmani ve kendini yerde buldu. Bunun uzerine Rasputin bir kez daha karnina indirdi gurzunu. Drow iyice afallamisti. Firsati degerlendiren grup arka arkaya saldirdi yerde yatan dusmanina, daha yerden kalkamadan obsidius, lakashtari ve eglath da ona saldirdi, hizlarini alamayip birer ikiser buyulerini gonderiyor, kilic darbeleriyle drowu oldugu yere mihliyorlardi. Daha yanindaki uc arkadasi killarini kipirdatamadan Eglath golgelerden olusan kilicini adamin gogsunun ortasindan gecirdi. Normalde bu darbe adami ikiye bolerdi ama tersine icinden gecerken sanki bedenine hic dokunmadi. Kilicin istedigi ruhuydu ve drow cigliklar atarak kuruyup toza dondu. Yanindaki uclu bu goruntu karsisinda panige kapildilar, cok olum gormusler, bir suru cinayet islemislerdi ama bu kadar korkunc bir seyle karsilasmadiklari belliydi. Atlarina kosup dort nala geldikleri yone uzaklastilar. Grup bir sure takip etmeyi dusunduyse de sonra vazgectiler, beklemediklari kadar kisa bir carpisma olmustu ve uzatmayi canlari istemiyordu. Cesetten kalan toz yiginini ve giysilerini karistirdiklarinda ilgi cekici seyler bulmuslardi. Drowmesh bir armor, iki kilic, iki portal tasi ve bunlarin sembollerini buldular, oldukca yuklu de para vardi uzerinde. Herhangi bir mektup veya onu kimin gonderdigine dair bir not bulamadiklari icin canlari sikkindi buna ragmen. Sonra Rasputin adamin parmagindaki yuzugu gordu, uzerinde daha once gordugu bir simge vardi, bir zincir ve bir yilan. Bu sirada Lakashtari zirhi uzerine gecirmeye calisiyordu. Eglath’a donup “robe’dan bikmistim zaten, bu guzele benziyor” dedi. Basta biraz buyuk gorunmesine ragmen uzerine giyince cok rahat hareket ettigini gordu. Yeni zirhini bulmustu.

Grup yeniden yola ciktiklarinda keyifleri yerindeydi. Hem peslerindeki bir grubu alt edip kacirmislar, hem de Eglath’in kilicini uygun bir kurbanla beslemislerdi. Bir yandan ne yapacaklarini konusup bir yandan da hizlica yola devam ediyorlardi. Griffon’s Nest’in kuzeyinden gecip Luskan’a varmalari icin cok yollari vardi daha. O gece kamp yapmak icin durduklarinda Obsidius nobeti devraldi. Hersey sakin devam ediyorduki ileride bir parilti gorur gibi oldu. Ayaga kalkip keskin gozleriyle daha dikkatli bakti. Tam birsey olmadigina karar veriyorduki tekrar gordu. Hayalet gibi bir yaratik bir saga bir sola suzuluyordu, onlarin varligindan birhaber gibi gorunuyordu. Obsidius hizlica arkadaslarini uyandirdi. Rasputin de dikkatlice bakinca bir anda karsilarindaki hayaletin bir Lich olduguna karar verdiler. Kimsenin bir Lich ile atisasi yoktu ve boyle bir dusman Eglath’in kilicini da beslemeyecekti. Hemen bir at ritueli yapip kacmaya karar verdiler. Lakashtari ritueli bitirmek uzereyken sirtinda bir sogukluk hissetti ama konsantrasyonunu kaybetmedi ve buyulu atlar ortaya cikti. Atlara atladiklari anda 4 tane specter atlarin onunde belirdi. Bu korkunc manzara normal atlarin kalbini durdurmaya yetecekken, buyulu atlar specterlardan etkilenmemisti. Sanslarini zorlamamaya kararli olan grup dort nala ordan uzaklasti. Lich’i 3-4 saat kadar gerilerinde biraktiklarinda tekrar kamp kurup kisaca dinlendiler. Sabahin ilk isiklariyla tekrar yola ciktilar. Yol genis bir ova seklinde devam ediyordu ve cevrede ilgi cekici hic bir sey yoktu. Grup iyice konusmaya dalmisken birden bir davul gurultusu duydular. atlarindan inip etrafa baktiklarinda tuzaga dustuklerini anladilar. Her iki taraflarindan orclar ustlerine geliyordu. Sayilari oldukca fazlaydi ancak hepsi de guclu gorunmuyordu. Baslarinda bir warlord vardi ve Eglath ile Rasputin ona odaklandilar. Bu arada grup makine gibi isleyerek once minionlari temizledi, obsidius’un alan buyuleri ve lakashtari’nin psisik gucleriyle hic sorun olmamislardi. Uzakta duran okculari da ayni duzende hirpaladilar, ancak Eglath’in kilicini da dusunup son vurusu bir turlu yapmiyorlardi. Okcular buna bir anlam veremese de daha sonra Eglath elinde golgeden dev bir kilicla ustlerine kostugunda sonlarinin geldigini anlamislardi. Koca orc grubundan sadece bir tanesinin kacmasina izin verdiler, kalanlari eglath’in kilicina yem oldu. Ise yarar bir sey bulamadiklari halde biraz altin ve kilica kazandirdiklari bir kac gunluk dinlenme suresi onlar icin yeterdi.

Yolun kalan kisminda karsilarina bir sorun cikmadi, Luskan’in 1-2 saat yakinina kadar sorunsuz geldiler kalan gunlerde. Bu sirada Rasputin “Durun” dedi “aklima bir fikir geldi. Obsidius, portal staffini kullanabilir miyiz?” Luskan’a neredeyse gelmislerdi, bu yuzden nereye portal acacaklarini sorarcasina bakti buyucu, “evet kullanabiliriz ama nereye gidiyoruz?” Genc rahip “Tabii ki Silverymoon’a” dediginde gruptakiler iyice sasirdi. Rasputin bunun uzerine kisaca aklindakileri anlatti. Silverymoon’a gidip, son kalan zirh siparislerini alabilirlerdi. Sonra yine portal staff’ini kullanip veya drowdan bulduklari portal tasini kullanip Luskan’a geri donebilirlerdi. Zirh kendisi icin cok onemli gibi gorunuyordu, Lakashtari’nin uzerindeki yeni drowmesh zirhi gorunce iyice kafaya takmisti dragonscale zirhi. Grubu ikna etmesi zor olmadi, zaten pek zaman kaybetmeyeceklerdi. Obsidius gerekli kelimeleri mirildandi ve kendilerini yine Silverymoon’da buldular. Demirciye gittiklerinde ise Rasputin biraz hayal kirikligina ugradi. Zihninde canlandirdigi zirh bu degildi. Evet cok guzeldi ama sanki baska bir sey daha olmaliydi. Bir sure demirciyle aslinda baska bir zirh siparis ettigi konusunda tartisti ama istemis oldugu zirh buydu ve razi oldu. Gruptakiler yeni zirhtan gozlerini alamiyorlardi, kirmizi pullardan yapilmis cok guzel bir zirhti. Lakashtari ve Obsidius zirhin sadece pullardan ibaret olmadigini ve cok guclu bir buyuye de sahip oldugunu hissedebiliyorlardi. Son kalan siparislerini de alip artik Luskan’a gitmeye karar verdiler. Birbilerine soylemediler ama hepsinin zihninde “hadi artik Luskan’a!” diyen bir ses vardi ama kimin sesi oldugu ve neden boyle dedigini anlamadilar :)

… grup uzun suredir kullanmadiklari icin ikinci kez staffi kullanmakta sakinca gormediler. obsidius staffta bir yuklenme oldugunu belli belirsiz hissetti ama sorun yasamadan luskan’a gecebildiler. kisaca ne yapacaklarini konustuktan sonra guardlardan gorev alip buyucu kulesinde bir baglanti saglamaya karar verdiler. gorevlerde son sorduklarindan beri pek bir degisiklik yoktu, kuleden bir buyucuye yaklasik 2 gunluk bir yolculukta eslik edilecekti. buyucu kulesinden gelen bir buyucunun uzerlerindeki iluzyonlari farkedip baslarini belaya sokabilecegini bildiklerinden bu goreve pek istekli degillerdi. bir de daha once sehirde oldurulmesi icin basina odul konan adam gorunuse gore disli cikmisti, odul yukselmis ve pesinden giden onceki adaylarin da oldugu soyleniyordu. Biraz tedirgin edici olsa da grubun sectigi gorev bu oldu. takip edip, evini bulur ondan sonra da oldurup oldurmemeyi dusunurlerdi.

gorevle ilgili bilgi alirken adamin evinin yandigini ogrendiler, yine de gidip bakmak icin o tarafa dogru yurumeye basladilar, bir ip ucu bulabilirlerdi. bir yandan da luskan’da oldurulmesi istenen bir insan belki de iyi biridir hatta yardim bile edebilir diye kendi aralarinda konusuyorlardi. yanmis evin yikintilarina geldiklerinde ip ucu bulmanin sandiklarindan zor olacagini anladilar. ev tamamen yanmisti, haliyle tum ip uclari da kul olmustu. bu sirada rasputin’in gozune ilerideki catidan onlari gozleyen bir cocuk ilisti. eliyle gelmesini isaret edince cocuk biraz durup “onlari gordum” dedi. rasputin iyice meraklanmisti, “gel buraya, kimi gordun?” diye seslendi cocuga. ustu basi kirli, zayif ama cevik gorunumlu bir cocuktu. sokaklari iyi tanidigi belli oluyordu. “soylemem” dedi, ama gitmiyordu da. rasputin bir altin cikardi cebinden ve cocuga dogru firlatti. ufaklik cevik bir hareketle altini tuttu, bir anda catidan geriye dogru gidip gozden kayboldu, hemen arkasindan da yola bakan bir araliktan cikti. gruba dogru biraz urkek bir sekilde yaklasti. “evde kalanlari gordum, ama nereye gittiklerini soylemem”. rasputin 3 altin daha cikarip cocugun gozu onunde elinde cevirmeye basladi. cocuk gozlerini altinlardan ayirmadan, olmaz dedi, soylemem. 5 altin verirsen soylerim. gozlerinde hinzir bir isik vardi ama sansini zorladiginin farkinda degildi. lakashtari rasputin’in arkasindan uzanip omzunu yakaladi. "bana bak cocuk, ne gorduysen soyle ve su 3 altini al git, yoksa seni buracikta bir domuza ceviririm. gozlerindeki bakis cocugu korkutmaya yetmisti. “tamam” dedi, sizi gotururum. rasputin’in elindeki altinlari cebine atip simsek gibi firladi. grup bi anlik saskinlikla duraksadiysa da hemen cocugun pesinden kosmaya basladi. daracik sokaklara girip cikiyor, koselerden donuyorlardi. cocuk gercekten yardim mi ediyor, onlari bir tuzaga mi cekiyor yoksa sadece altinlari aldiktan sonra onlari ekmeye mi calisiyor emin degillerdi. su anda yapabilecekleri tek sey sanslarina guvenip cocugu gozden kaybetmemekti.

bir koseyi dondukten sonra az daha cocugu eziyordu genc rahip. tam kosede durmus karsidaki tek katli bir evi gosteriyordu rehberleri. “oradalar” dedi, nedensiz bir sekilde sesini alcaltmisti, ustelik eve daha metrelerce mesafe vardi. cocuga tesekkur bile edemeden yandaki sokaga dalip gozden kayboldu. ev karsilarindaydi ama tum camlari kapaliydi, disari isik sizmiyordu. obsidius ve lakashtari hemen evden buyulu bir sey hissedip hissetmediklerini kontrol ettiler. hafif bir buyu seziliyordu ama cok guclu bir buyu degildi, ya da en azindan yakinda degildi. havanin kararmasini beklerken arueth’in eve biraz daha yaklasip durumu kontrol etmesine karar verdiler. camlar kapaliydi, isterlerse acabilecegini ama iceriyi cok net goremedigini soyledi arueth. bu arada hava da kararmaya baslamisti, gunes batip dar sokak karanliga gomulunce artik harekete gecmeye karar verdiler. bu sirada evin camlarindan biri acildi, orta yasli bir kadindi cami acan. daha sonra yandaki baska bir cami da acti, evi havalandirir gibi bir hali vardi. iceride iki de cocuk gorunuyordu, gayet normal bir halleri vardi ustelik ne obsidius ne de lakashtari uzerlerinde bir iluzyon sezmiyordu. hizlica bir plan yaptilar, takip ettiklari adam ailesinden gizli bir isler ceviriyor olmaliydi, belki de bodrumda bir seyler yapiyordu, gelen belli belirsiz buyu hissi de bundan olmaliydi. iceriyi biraz daha gozetlediler ama adam yoktu. arueth “arkadan bir cam acabilirim” dedi. lakashtari ise kapiyi calip konusmak istiyordu. sonucta her ikisini de yapmaya karar verdiler. arueth pencereyi acacak, rasputin ve obsidius iceri girecekti. arueth ve eglath gozculuk yapmak icin disarida kalirken lakashtari de kapiyi calip kadinla konusacakti.
Lakashtari Kapiyi caldi, kadin acti ellerini onlugune kurularken nasil yardimci olabilirim dedi. Lakashtari kocasini aradiklarini evde olup olmadigini sordu. Kadin cekingen bir sesle kisa bi sure sonra gelecegini soyledi ve iceri buyur etti. Lakashtari iceri girdi. iceride mum isiginda corba icen iki cocuk vardi. gozlerini dort acmis ona bakiyorlardi. Kadin Lakashtariyi bir sandalyey buyur ettikten sonra corbayi karistirmaya gitti. Lakashtari bu sirada arka taraftaki arkadaslari ile telepatik baglantiyi koparmiyordu. Iceri girdigi mesajini gonderdi. Sonra kadina sehirde arandiklarini, bir onceki evlerinin neden yandigini sormaya basladi. Cocuklar yerlerinde kipirdandilar, kadin bu konuda konusmak istemiyorum dedi. O sirada Lakashtari hipnotize olmus gibi cocuklara bakiyordu, sanki cocuklarin disleri gozlerinin onunde uzuyordu, tam gozlerini kirpistirmistiki kadini bir santim otesinde buldu ve gozleri karardi.
Rasputin ve Obsidius karanlik odaya girmislerdi, Eglath ise disarda kalmaya karar verdi. Obsidius eve girince evdeki arcane guclerinin nerden geldigini tekrar bulmaya calisti. Evin salonundan geliyor gibiydi. Odaya girdiklerinden beridir Lakashtari’den mesaj gelmemesi pek iyi bir isaret degildi. Kapiyi actilar, karanlik bir koridordalardi. Tam o anda Rasputin salondan gelen sapirtili bir emme sesini duydu. Gozleri acildi bir anda, arkasina donup Lakashtari’yi emiyorlar kossuuun! diye bagirdi. salona dogru kosmaya basladilar. Rasputin’i duyan Eglath da pencereden iceri atladi. bu sirada hicbiri koridorun sagindaki odadan gelen kanat seslerini duymamisti. Rasputin koridorun basina geldiginde karsisinda yasli kadini buldu. Lakashtari yemek masasinin yanindaki bir sandalyede kendinden gecmis, iki cocukta boynuna yapismis kanini emmekteydiler. Hemen arkasindaki Obsidius Vampirleeer! diye bagirdi. O sirada Eglath arkadan kosuyordu “Neeeyyy..” diye soracakken hemen onundeki kapi acildi ve once siyah bulut gibi gorunen bir varlik bir insana donusuverdi. Bu bir Vampir lorduydu. Bir anda kiyamet koptu, grup daha once vampirlerle hic karsilasmamisti, Rasputin’in ejderha zirhi kadinin cevik ataklarindan onu korumuyordu. Lakashtari iradesini geri kazandiginda cocuklari guc bela uzerinden uzaklastirmisti ama kosede sikismisti. Eglath ise Vampire lorduyla birebir kalmisti ama bu yaratik kilicinin sevdigi yaratiklardan degildi, bir yasam enerjisi tasimiyordu. Ayrica Vampir lordu Eglath’in actigi yaralari hizla kapatiyor, regenere oluyordu. Rasputin son bir care olarak Lakashtariye yapisip onu koridorun arka tarafina cekti. Simdi savunabilir bir pozisyon almislardi ama dusman cok zorlu gorunuyordu, son bir haftadir belki ilk kez bir savasin sonunu gormeyi ancak umid edebiliyorlardi

##Devami Haftaya##

View
Oyun 23 - Silverymoon'a ziyaret

Ertesi sabah Bara’nin notunu okuduktan sonra ne yapacaklarini dusunurken akillarina Silverymoon’da yaptirdiklari ama alamadiklari Ejderha pullarindan silahlar ve zirhlar geldi. Yeni edindikleri kamuflaj kolyelerine de guvenerek Silverymoon’a gitmeye karar verdiler. Ilk etapta ormandaki kalelerine gidip, oradan atlarla silverymoon’a gecmenin daha akillica olacagini dusunup Obsidius’a portali acmasini isaret ettiler. Obsidius her zamanki gibi rituele basladi, staff her zamankinden daha guvenilmez duruyordu. Kalelerinde tekrar ortaya ciktiklarinda herkes tek parca olduguna sevinmekteydi ki Obsidius’un yerde yatan bedenini gorduler. Nefes aliyordu ama uyandirmak mumkun degildi. Rasputin biraz inceledikten sonra derin bir komada oldugunu arkadaslarina soyledi, yapabilecek bir sey yok gibiydi. Akillarina hemen Silverymoon’daki Helm tapinagi geldi. Belki oradaki rahipler yardim edebilirlerdi. Oncelikle kalenin hala guvenli olup olmadigini kontrol eden grup hos bir suprizle karsilasti. Pardraid odalardan birinde gurultulu bir sekilde horluyordu. Uyandiginda gencleri gordugune cok sevindi. Silverymoon’dan tamamen ayrildigini isler duzelene kadar Mithrall Hall’a gidecegini soyledi. Onlari gormek umuduyla bir sure kalede kalmisti, ertesi gun gidecekti. Uzun uzun durumu anlatip dertlestikten sonra birseyler yediler. Cuceyi son kez gorecek olmak herkesi uzmus Eglath’i ise yikmisti. Genc savascinin bogazi dugumleniyordu. En sonnunda kacinilmaz son geldi ve vedalastilar. Herkes cuceye siki siki sarildi ve karsilikli iyi sans diledier. Sira Eglath’a geldiginde Pardraig cantasindan bir bag of holding cikarip verdi. Eglath icine baktiginda Ejderha boynuzlarini gordu ve gozleri doldu. Neler yasanmisti, ne cok sey geride kalmisti. Tesekkur edip ayrildilar. Pardraig’in gitmesinden sonra vakit kaybetmek istemeyen grup hemen rituellerini yaparak birer at yaratip Silverymoon’a dogru yola ciktilar. Sahip olduklari kolyeler sayesinde kapidan gecmeleri cok kolay olmustu. Once Helm’in tapinagina ugradilar ama sonuc olumsuzdu, Obsidius yarim etmek mumkun degildi, zamana birakmak zorundaydilar. Hana gidip o gece dinlendiler. Bu sirada Eglath’in kilici ile ilgili de en iyisinin bir an once bir kac seviye yukseltip kontrol altina almasina karar verdiler. Tabi bunun icin kurbanlara ihtiyaclari vardi. Ertesi sabah Guardlarin yanina giderek gore olup olmadigini sordular. Haberlere gore Everlund’daki savas basariyla sonuclanmisti ama bazi demon gruplari kuzey dogudaki dag siralarina dogru kacmislardi. 10 demon kellesi getirenlere yuklu miktarda odeme yapilacakti. Grup bu gorevi seve seve kabul ederek Obsidius’un da komadan uyanmasiyla kuzey doguya dogru at surmeye basladi. Daha once de Devil ile karsilastiklari bu daglarda demonlarin izini surmeye basladilar. ikinci gunun sonunda bir duzine demon’un ayak izlerini bulup takip etmeye basladilar. Izler bir dagin etegindeki ufak bir delikte son buluyordu. bel hizasinda bir tunele benziyordu bu. Iceriye surunerek girdiler. Tunelin diger tarafindan ciktiklarinda genisce bir magarada buldular kendilerini. Etraf karanlik ve nemliydi, tam karsilarindan bir caglayanin uzak sesi geliyordu. Karanliga gozleri alistiginda etraflarini cevreleyen duvarlarda acik yesil renklerde parlayan yosunlar oldugunu gorduler. Etraflarini inceledikleri sirada onlerinde kayalarin yuvarlanma sesleriyle dikkat kesildiler. Bir kac saniye sonra iki demon gorunuse gore onlerindeki bir ucurumdan tirmanmislar arkalarina baka baka onlara dogru kosuyorlardi. Grup hemen silahlarini kaldirdi ve ilk saldiriyi yapti. Demonlar onlari gorduklerine sasirmisti buda icerdeki baska birseyden kactiklari anlamina geliyordu. Eglath yeni kiliciyla beraber ilk demona buyuk bir hevesle saldirdiysa da grup halinde iyi senkronize olamayinca Obsidius’un magic missile’leri yaratigi canini aliverdi. Eglath Obsidius’a bir kac guzel soz sarfettikten sonra diger yaratikla ilgilenmeye basladi. Bu kezde Obsidius ve Lakashtari’nin yaratigin altina actiklari zonelar yuzunden Eglath daha bir fiske vuramadan yaratik dustu. Eglath sinirden yerinde zipliyordu. Tam o sirada onlerindeki ucurumdan garip bir hayvanin sesi yukseldi. Hicbirinin tanidigi bir ses degildi bu. ucurumun kenarina dogru ilerlediler. Ucuna geldiklerinde altlarinda 200 metre capinda dev bir magaraya bakmakta olduklarini gorduler. magaranin tam merkezinde bir gol, karsisinda ise bir selale vardi. Sesin sahibi etrafta gorunmuyorsa da golun etrafindaki onlarca ceset tahmin yurutmeleri icin yeterliydi. Etrafa hayran hayran bakarken yosunlarin uzerinde dengede duramayan Eglath’in ayagi kaydi, tam asagi ucuyoduki Rasputin onu yakaladi, ama onun da ayagi kayinca bu kez Obsidius onlari tuttu. Dikkatlice tekrar yukari cikip ucurumun kenarindan uzaklastilar. cantalarindan uzunca bir ip cikarip bir kayaya bagladiktan sonra teker teker asagi inmeye basladilar. Sonucta buraya demon kafasi almaya gelmislerdi ve asagida hazir oldurulmus bir cok demon vardi. Asagiya inip cesetler arasinda dolasmaya ve kelleleri toplamaya basladilar. Hepsi tetikteydi ve bir gozleri surekli suyu tariyordu. Uzun sure beklemelerine gerek kalmadan korktuklari baslarina geldi. Golun ortasindan Rasputin boyunda bir surungen kafasi belirdi, sonra bir ikincisi ve sonra ucuncusu ve dorduncusu. Dev bir beden sudan yavas yavas cikmaya basladi, bu bir hydra idi. Boyutlari daha once karsilastiklari ejderhayi bile geride birakiyordu. Rasputin vakit kaybetmeden cuce yapimi cekicine uzandi ve tum gucuyle yaratiga firlatti. Cekik yaratigin gogsunde patladi ve geri sekerek Rasputin’in eline geri geldi. Yaratik bu guclu darbeyi hissetmis gibi degildi. Bunu goren Rasputin taktik degistirerek arkadaslarina dondu ve “Kaciiin!” dedi. Hydra 4 kafasindan birden zehir ve alev puskurdugunde herkes duvardaki ipe dogru hareketlenmeye baslamisti. Eglath adimlarini durdurdu, geri dondu ve kilici elinde Hydra’ya meydan okudu. Digerlerine “Ipe gidin ben bunu oyalarim” diye bagirdi. Digerleri duvara dogru kosarken Hydra dev vucudunun verdigi avantajla bir kafasiyla Eglath’a saldirirken diger kafalari ile de digerlerine saldirmayi basariyordu. Eglath yaratigi tutmanin imkansizligini farkedince ipe dogru dondu. Hizla yukari tirmanmaya basladilar, yaratigin kafa hizasini gecmeye calisiyorlardi. Yaratikta onlara asitli tukurukler firlatiyordu. En sonunda guvenli bir noktaya geldiklerinde Obsidius tepesindeki sarkitlari gorup sansini denemeye karar verdi. Bir magic missile bir digerini izledi ve buyuk bir catirtiyla kopan bir sarkit yaratigin kuyruguna saplandi. Buyuk bir aciyla bagiran Hydra gerisin geri gole dogru dondu. Bu sirada Obsidius bu kez cok daha buyuk bir sarkiti hedef aldi, magic missiller havada ucustu ama sarkit dusmedi, tekrar denedi. Bu kez magarayi sarsan bir catirtiyla dustu ve bicak gibi keskin hucu hydra’nin baslarindan birini govdesinden ayiriverdi. Herkes bir sevinc cigligi atmaya baslamisti ki imkansiz gerceklesti. Hydra’nin kesilen basinin oldugu boynu ikiye bolunerek yeni birer bas meydana getirdi. Artik koca hayvanin 5 kafasi vardi. Hydra nefret dolu bir haykirisla yukari baktiginda grup topuklari kiclarina deger vaziyette magaradan disari cikmisti bile. Gorunuse gore bu canavar bugun yasayacakti. Disari cikip dinlendiklerinde ellerinde gorevi bitirecek kadar kafa olmadigini gorduler. Parlak bir fikirle Obsidius’u tekrar Hydranin magarasina indirmeye ve yaratik cikarsa iple hizla yukari cekmeye karar verdiler. Gayet basit gorunuyordu. Obsidius bunun hic iyi bir fikir olmadigina emin vaziyette asagiya dogru inmeye basladi. Kendisini oltanin ucundaki solucan gibi hissediyordu. sessizce yere indi, demonlarin arasinda dolasmaya basladi, kolaylikla kafasini alabilecegi bir tane ariyordu. Rasputin yukaridan seslenerek kesmekle ugrasmamasini direk kucaklayip yukari cikarmasini soyledi. Obsidius onundeki demon cesedini kucaklamistiki golun ortasinda sanki bir bomba patladi, dev hayvan kendinden beklenmeyecek bir ceviklikle pusuya yattigi yerden firlayip savunmasiz Obsidius’a 5 kafasindan birden alev ve zehir puskurttu. Yukaridakiler paniklemisti, hizla ipe asildilar, ellerinden geldigince hizli cekiyorlardi. bir sure sonra alev ve toz bulutunun arasindan obsidius gorundu, baygindi, kayalara vura vura yukseliyordu. Elleri atesten kararmis ve sertlesmisti, bu sayede sarildigi demona yapismis onu da birakmamisti. Rasputin hemen bir kac guclu dua mirildanarak onu kendine getirdi ve hemen magarayi terkettiler.
ertesi gunu yolda gecirip silverymoon’a vardiklarinda Eglath endiseliydi, kilicini besleyebilmis degildi ve 3 gunu kalmisti. En iyisi yollara dusmek diye dusundu, yollarda mutlaka bela bizi bulur
##Devami Haftaya##

View
Oyun 22 - Luskan, Eski bir dusman, karanlik bir dost

Grup Luskan’in tekinsiz sokaklarinda guneye dogru ilerliyor, Mavi Bakire hanini ariyorlardi. Sehrin merkezine dogru indiklerinde sokaklar iyice kalabaliklasti, gurultu artti, etrafta parankande tezgahlarda insanlar kendi kucuk hazinelerini satmaktaydi. yuzukler, kolyeler, misitk silahlar ve zirhlar. Para konusunda sikintida olan grup Lakashtari’nin Alchemist Fire cigliklarini duymazdan gelerek Mavi Bakire hanina girdiler. Icerisi bir onceki girdikleri hana gore cok daha duzenli ve temizdi. Gunun nispeten erken saatleri oldugundan hanin dortte biri anca doluydu. Barin arkasinda kara sakalli bir cuce durmaktaydi, tek gozunun yerinde siyah bir tas tasiyordu. Grup bara yaklastiginda ne istediklerini sordu. Rasputin siradan gorunmeye calisarak kalacak yer aradiklarinini soyleyip muhabbet acmaya calisti. Bu sirada Arueth Silverymoon’dan geldiklerini soyledi, hatta Lady Alustriel’in adini agzini almasiyla hanci susmasini isaret ederek hizlica etrafi tekrar kolacan etti. Daha sonra icerideki insanlara seslenerek hani hemen bosaltmalarini, Buyu kulesinden gelenler olacagini soyledi. Bunu duyan musteriler sorun cikarmadan cikti. Herkes ciktiktan sonra hanci isminin Bara oldugunu soyledi ve onu takip etmelerini isaret etti. Hanin arkasina gecip mutfak bolumunde yerde bir kapagi kaldiran Bara, merdivenleri inmeye basladi. Grup birbirlerine soyle bir baktiktan sonra hanciyi takip ettiler. Asagiya indiklerinde bir perdeyle kapatilmis bir odanin onune geldiler. Burda Bara gruba donup silahlarini birakmalarini istedi. Herkesin gerildigi yuzlerinden okunuyordu ama yapacak birsey olmadigi icin ellerindeki silahlari biraktilar, uzerlerinde sakladiklari silahlari ise cikarmadilar. Iceri girdiklerinde uzun bir masa bulunan bir odaya geldiklerini gorduler. Bara tam karsilarina oturup onlara da oturmalarini soyledi. Siyah bir wand cikaran Bara, birkac kelime mirildaninca masanin etrafinda oturan herkesin arkasinda birer olu sovalye yoktan varoldu. Ellerinde uzun birer kilic tutuyorlardi. Bara hemen soze girdi. Aralarindan bir sozcu secmelerini, onunla konusacagini ve soracagi sorulara dogru cevap vermesinin kendi yararlarina olacagini soyledi. Durumdan rahatsiz olsalarda adamin guvenlik icin bunu yaptigi asikardi. Eglath’i sozcu sectiler. Bara nereden geldiklerini, kimin yolladigini, amaclarini sorduktan sonra Silverymoon’daki patlamada bir rolleri olup olmadigini sordu. Herkes sasirmisti, patlamadan haberleri yoktu. Bara Silverymoon’da universite binasinda patlama oldugunu, bir cok buyucunun oldugunu ve Lady Alustriel’in kayip oldugunu soyledi. Bara grubun cevaplarini aldiktan sonra olu sovalyeleri odadan gonderdi ve onlara yardim edecegini soyledi. Oncelikle buyucu kulesinde biriyle karsilasacaklarsa uzerlerindeki pelerinlerin onlari gizlemek adina hicbir ise yaramayacagini soyledi. Kendi boynunda asili olan kizil bir kolyeyi gostererek, bunlardan birine ihtiyaclari oldugunu soyledi. Elinde yeterli sayida vardi ama ona ya kolye basina 1000 altin getireceklerdi yada Luskan’da yasayan insanlardan 5 ceset getireceklerdi. Grup kimseyi olduremeyeceklerine karar verip parayi borclanmaya karar verdi. Bara ayrica onlara her turlu konuda bilgi saglamayi kabul etti ama ona her geldiklerinde sorduklari herhangi bir sey icin 1000 altin odeyeceklerdi. Haninda ucretsiz kalabilirlerdi. Ayrica onlara Luskan’da kimseye guvenmemelerini, ozellikle onlara karsiliksiz yardim teklifen olursa ordan hemen uzaklasmalarini tembihledi. Bara ayrica kulenin dikkatini cekebilmek icin, verdiklerini gorevlerden baslayabileceklerini, eger yeterince ilginc bi gorev yapabilirlerse iceriden biriyle gorusmelerinin buyuk olasilik oldugunu soyledi. Eglath Astrid adini sordugunda Bara boyle birini tanimadigini, eger aradiklari kisi buysa once gercek kimligini bulmalari gerektigini soyledi.
Grup handan ciktiktan sonra buyucu kulesinin altindaki guard masasina yaklasip gorev olup olmadigini sordular. Adam elinde gorevler oldugunu ama bugun mesgul oldugunu, kuledeki bir toplanti nedeniyle herkesin koruma gorevinde oldugunu yarin gelmelerini soyledi. Rasputin kule ile ilgili bir kac soru sormaya calissada adamin ilgisiz ve sinirli tavri nedeniyle herhangi bir cevap alamadan hana geri donduler.
O gece yattiklarinda, iksir rituelleriyle ugrasacagini soyleyen Lakashtari nobet tutmaya gonullu oldu. Sabah uyanip direk kulenin ordaki guardlara gittiler. Adam masanin uzerine kafasini koymus uyumaktaydi. Grup tekrar gorevleri sordugunda, elinde iki onemli gorev oldugunu soyledi. ilkinin dun gece oldurulen bir hirsiz ile ilgili oldugunu, hirsizin oldurulus seklinin kulenin ilgisini cektigini ve bu konu hakkinda detayli bilgi getiren kisiye 5000altin verilecegini soyledi. Diger gorev ise sehirde bir adamin oldurulmesiydi, bu gorev icin 1000 dolar odul konmustu, adamin sehirden cikmasi mutlak engellenmeliydi. Grup oncelikle olu hirsizi gormek istediklerini soyledi, guardlardan biri onlari cesede goturmeye basladi, olay Luskan’in kuzey kisimlarinda, grubun onceki gun dolastigi sokaklarda yasanmisti. Cesedin yanina geldiklerinde adamin vucudunun tamamiyle kuruyup catladigini, vucudunun cesitli yerlerinde kilic yaralari oldugunu gorduler. Arcana egitimlerini kullandiklarinda adamin yasam enerjisinin cekildigini ogrendiler. Rasputin adami diriltmeye calisacaktiki Obsidius bunun sonucsuz olacagini, hirsizin diriltilemeyecek durumda oldugunu soyledi. Ayrica Eglath adamin dun handa Lakashtari’nin cantasini karistiran adam oldugundan emindi. Sonunda ogrendiklerini gorevi aldiklari adama aktarmaya karar verip geri donduler. Buyucu kulesine geri donduklerinde guardla konustuklari sirada kulenin kapisindan eski bir dusman cikti, Grenda. Yaninda iki iri yari korumayla beraber dolasiyordu, guardla konusmayi kesip uzak mesafeden takip etmeye basladilar. Grenda once luks bir hana ugrayip birseyler yemeye basladi. Arueth hemen pesinden dalsa da digerleri onu geri cikartip beklemeye basladilar. Bir sure sonra Grenda burdan ayrildi ve yanindakilerle birlikte sehrin sokaklarinda dolasaya basladi. Grup guvenli bir mesafeden takip etmeye devam ediyorduki bir evin onunde durdular. Etrafi kolacan ettikten sonra yanindaki iki bodyguard’i kapida birakan Grenda iceri girdi. Yarim saat sonra ciktiginda ustune ceki duzen verip adamlarini da alarak geldigi yonden geri donmeye basladi. Grubun yanindan gecerlerken Rasputin’in babasindan kalma kolyesi isinmaya basladi, gruptan birinin SilverDeath mensubu oldugunu isaret ediyordu. O anda Grenda’yi takip etmekle, az once ciktigi evi kontrol etmek arasinda kaldilar. hizlica yapilan bir planla Lakashtari ve Arueth Grenda’yi takip ederken, digerleri evi incelemeye karar verdiler. Obsidius sessizce iceri girdi ve girdigi anda bunun gereksiz oldugunu anladi. Ev darmadagan durumdaydi ve evsahibi bir masanin uzerinde kanlar icinde yatiyordu. Iskence gormus ve oldurulmustu. Hizli bir sekilde evi arastirdiktan sonra dikkatini ceken ozel bir kemikten yapilmis bir iki mucevharati alip evden cikti. Durumu kisaca tartisip Lakashtari ve Arueth’i yakalamak icin hizlica ilerlemeye basladilar. Lakashtari’nin telepatik rehberligi sayesinde kuzey varoslarinda tekrar bulustular. Grenda birkac sokak daha ilerledikten sonra bir hangara girdi. Arueth’i onden gonderip, gizlice iceri bakmak isteyen grup drow’un kurdugu tuzaga yakalanmisti. kiliclar cekildi, buyuler hangarda yankilandi. Arueth’in gozunu kan burumustu, sonunda kendisini aylar once alt edip silahlarini calan basdusmani ile karsilasmisti. Isini bitirmeden once kolyesini cikarip ona gercek yuzunu gostermeyi planliyordu. Ama kaderin baska bir plani vardi. Grenda Arueth’ten kurtulup grubun ortasina daldigi bir sirada Eglath kilici gogus zirhini parcalayarak iceri girdi. Herkesin saskin bakislari altinda Grenda’nin tum yasam enerjisi buyuk bir hizla vucudundan cekilip Eglath’in silahinin etrafinda toplanmisti. Grenda’dan geriye bos bir cuval gibi olan cesedi kalmisti. Birkac saniye kimse kimildayamadi, Eglath bile nefessiz kalmisti. Grenda’nin cesedi sabah inceledikleri olen hirsizin cesedinin haliyle birebir uyusuyordu. Derken adamlardan biri haykirarak tekrar saldirdi. Lakashtari ve Obsidius adam kimseye zarar veremeden isini bitirdiler. Bu arada Eglath kilicini tekrar kaldirmis Rasputin’in savastigi adama donmustu. Son vurusu yaptiginda adam toza donusup yigildi. savas bittiginde konusulacak cok sey vardi ama sonraya saklamaya karar verdiler. Grenda’nin uzerinden birkac not cikti, biri Neverwinter’a gelmesini soyluyordu, diger bir not ise az once oldurdugu adamin bir casus oldugundan, Ten towns’dan gelen bir barbar grubunun pusuya dusmesinde parmagi oldugundan bahsetmekteydi. Adamlarin ustlerindekileri inceleyip ise yarar olanlari aldiktan sonra cesetleri oraya gomduler ve durumu konusmak uzere hana gittiler. Rasputin ve Obsidius odada bir asagi bir yukari volta atiyorlar, bu silahtan hemen kurtulmalari gerektigini soyluyorlardi. Eglath ise buna katilmiyordu. Bu sirada Eglath’a silahtan bir mesaj geldi, sadece onunla konusmak istemekteydi ve yanliz kalmasini istiyordu. Eglath arkadaslarindan kendisini yanliz birakmalarini istedi. Eglath silahin iradesiyle uzun uzun konustuktan sonra arkadaslarinin yanina dondu ve silahtan ogrediklerini anlatti.

silahin ozellikleri:

+1W damage per encounter for every enemy you devour

bonded 1 devour

Property: +1 dmg bonus to criticals for every enemy you devour since you are bonded.

property: +1 atack bonus against bloodied

bonded 5 devour

property: +2 atack bonus against bloodied

bonded 10 devour

minor : Pull bloodied enemy upto 5 squares

bonded 20 devour

free action : Pull bloodied enemy upto 5 squares

minor action : take 10 ongoing damage (save ends) deal an extra damage equal to number of devours on each atack as long as you continue to take damage.

bonded 50 devour

property: completely bonded, weapon no longer requires souls.

Tartismalari butun gece surup sonunda uyuya kaldiklarinda, kaldiklari odanin kapisinin altindan bir not atildi. Mesaj Bara’dan geliyordu

##Bara’dan not##
Diger duzlemlerden baglantilarimi kullanarak devourer ozelligine sahip bir artifact ile ilgili bazi bilgilere ulastim. Binlerce yil once kitanin dortte ucunu savaslarla atese veren bir demon dan bahsedilmekte. Deniyorki bu demon’un yani Yrsagar’in elinde kara alevlerden olusan uc uclu bir mizrak vardir. Diger demonlarin aksine yarattigi savaslarda en on safhada carpismaktan ve korkunc silahiyla dusmanlarinin kaplerine korku salmaktan zevk alir. Efsaneye gore yaratigin mizragiyla oldurdukleri saniyeler icinde bir toz bulutuna donusup savrulur.
Bu demon istilasi durdurulamaz sekilde kitayi kasip kavurunca tum irklar biraraya gelip son bir savunma hatti kurarlar. Iste burada Ramis isminde bir high Cleric, kitanin en iyi buyuculerinden yardim isteyerek Yrsagar’in elindeki silahi arastirmalarini ister. Buyuculer silahin yasam enerjisiyle beslendigini ve beslendikce guclendigini soylediklerinde Ramis akla gelmeyecek bir taktikle bir necromancer tarikatindan yardim ister. Bir kac ay sonra iki dev ordu karsi karsiya geldiklerinde Ramis’in isaretiyle savas alanindaki necromancerlar rituele baslarlar. Iki ordunun arasinda yarilan zeminden yuzbinlerce undead yeryuzune cikmaya ve demon ordusuna saldirmaya baslar. Undead ordusu karsisinda ihtiyaci olan yasam enerjisinden yoksun kalan Yrsagar bu savasta bizzat Ramis tarafindan oldurulur. Ve iste o gun Ramis, bu durdurulamaz gucun kotu ellere dusmemesi adina silahi kendisi alir ve alir almaz silah gorkemli bir gurze donusur. Buradan sonraki bilgiler daha da ilginclesiyor, az da olsa Ramis’in kendi notlarina da ulasmayi basarabildim. Ramis’in yazdiklarina gore silahin asil adi Brostraourama the harvester, the devourer, the souldrinker. Silahin ozellikleri ile ilgili yazili birsey olmamasina ragmen, Ramis silah ile birebir iletisime gecebildigini ve belkide silah ile kitaya verilen zararin geri cevrilebilecegini dusundugunu yazmis.
Bundan sonra bulabildiklerim bir yil sonrasina ait. Tahmini bir yil kadar sonra Ramis sovalye ve clericlerden olusan gorulmemis buyuklukte bir orduyla harekete gecer ve kitanin dort bir yaninda tum evil irklara karsi savas acar. Bu savaslarda Ramis’in buyuk kahramanlik ornekleri gostererek on saflarda savastigi ve bir cok savasin seyrini tek basina cevirdigi soylenmekte. Baska kaynaklarda daha ilginc detaylara yer verilmekte, ornegin Ramis’in savasin 3 cephesinde bir anda savastigi, dusman ordularinin iclerine kadar sizip Devil generalleri tek basina oldurdugu, ve gece gorusu insan ustu yetenekte oldugu icin savaslarin cogunu gece yapmayi tercih ettigi soyleniyor. Ramis’in daha sonraki notlarinda silahin iluzyon, teleportation gibi buyu sanatlarinda yetenekli oldugundan bahsedilmis ama detay verilmemis.
15 yil suren gorulmemis bir saldiridan sonra kitanin ilk kez evil irklardan neredeyse tamamen temizlendiginden bahsedilir, kita bu 15 yilda altin caglarini yasamis, Ramis efsanevi bir kahraman olmustur. Fakat bu noktadan sonra baris dolu bir hayat yasayacagini sanan herkes, Ramis’in Underdark’a saldirmaya karar vermesiyle sok gecirir. Daha once hickimse birak saldirmayi bilerek ve isteyerek underdark’a adim atmamistir. Kararindan asla geri adim atmayan Ramis kendisiyle gelme cesaretini gosterebilen kucuk bir grupla beraber Underdark’a dogru yola cikar. Arkasindan yillarca agitlar yakilir ve destanlar duzulur. Tam 8 yil sonra beraber yola ciktigi clericlerden birinin olmek uzere olan solmus bedeni bir karavan tarafindan bulunur ve sehre tasinir. Olmeden onceki son sozlerinde Underdark’ta yasadiklarini anlatamayacagini, en son kendisi kaldiginda Ramis’in ona geri donmesini soyledigini ve karanliklarda kaybolup gittigini soyler.
Binlerce yil once olan ve olu ruhlarin hatiralari disinda cok az kaydi olan bu efsaneden beri bu silahtan bir iz gorulmemis. Yani demek istedigim su ki gencler, iki secenek var ya oldurulen hirsiz konusunda yanildiniz, ki bence en mantiklisi bu. Yada muhtemelen oldukca zeki ve guclu bir varlik tarafindan kullanilmakta olan kitanin gelmis gecmis en guclu artifactlarindan biri su anda Luskan’da. Ben buna ihtimal vermesemde her halukarda benim bu isi takip etmekte kendime anca zararim olur, size de bu gorevi birakmanizi tavsiye ederim.
##

View
Oyun 21 - Bir kirilmadik zaman kalmisti :)

Bir sure Neverwinter’a mi yoksa Luskan’a mi gitmeleri konusunu dusunduler ama Obsidius ve Lakashtari Luskan konusunda israrciydi, hem isimlerini temizlemek hem de paralarini geri almak istiyorlardi. Gerekli hazirliklari yaptilar, Galimore ile vedalastilar. Ogleden sonra kasabanin biraz disinda portali tekrar cizdiler ve icine girdiler. Obsidius tasi eline aldi ve gereken kelimeyi soyledi.

Bir an sonra kendilerini karanlik bir alanda buldular, sessizce etraflarini izlemeye basladilar, Obsidius ve Arueth’in karanlikta gorebilen gozleri onlara yanliz olduklarini soyluyordu. Derken Rasputin bir mesale yakti. Mesalenin yayilan isigiyla beraber karsi duvarlar aydinlandi ve etraflarinda runeler parlamaya basladi. Pencereleri kapatilmis genis bir hangarda olduklarini ve etraflarinin bir cok baska portal ile cevrili oldugunu gorduler. Bir sure durumu gozden gecirdiler, burasi Astrid’in kullandigi bir ulasim merkezine benziyordu. Disarida onlari neyin beklediginden ve nerede olduklarindan haberleri yoktu, pencerelerden iceri isik sizmamasi cok garip bir durumdu. Ilk olarak portalari bozmak bir opsiyondu fakat Obsidius hizlica bir incelediginde koruma buyulerinin yapildigini gordu. Bu fikirden o an icin vazgectiler. Dikkatlice yuruyerek disari cikmaya karar verdiler. Arueth kapidaki tuzagi etkisiz hale getirdikten sonra disari baktiklarinda havanin kararmis oldugunu gorduler, garip bir durumdu, oldukca doguya gitmis olabileceklerinden suphelenip yildizlari incelediler ve cok mesafe katetmis olamayacaklari kanisina vardilar. Daha sonra bulunduklari sokaga detayli bir sekilde baktilar.
Oldukca varos derme catma bir mahalledeydiler, etraflarindaki evler kapkara ve yikik dokuktu, havaya les ve hastalik kokusu hakimdi. Etrafta birinin yasadigina dair bir iz yoktu. Luskan’da olup olmadiklarina dair hicbir fikirleri yoktu. Aralarinda tartisip dururken etraflarinda kosan ayak sesleri duymaya basladilar ama sahibini goremiyorlardi. Carparak kapanan bir kapi, bir tislama. Gergin bekleyisi bozan yine Lakashtari olmustu, onune gelen ilk eve dogru gidip kapisini yumruklamaya basladi. Herkes soylenmeye baslamisti. Eglath’da bir an yapmamasini soylemeyi dusundu sonra vazgecip yaninda durdu her ihtimale karsi. Lakashtari’nin kapiyi 3. kez calma girisimi sirasinda kapi menteselerinden koparak iceri dogru dustu. Lakashtari saskinlikla karanlik bir odaya bakarken, burnuna carpan korkunc koku ile beraber iki yasli kol ona dogru atildi. Cevikligi sayesinde kollarin onunden hizla cekildi ve yaslica bir adam boylu boyunca sokaga yigildi. Ustu basi yirtik pirtik belliki cok fakir bir adamdi ve korkunc sesler cikararak inliyordu. Herkes agizlari acik adama bakiyorlardi, Eglath gayri ihtiyari kilicini cikarmaya baslamisti ki, adam haykirmaya basladi, yuzu sagindan ve solundan sismeye baslamisti. Lakashtari 3 adim geri getti, adamin gozleirnden biri yerinden firladigi ve icinden bir yilanin kafasi ciktigi anda Eglath dev kilici ile adamin basini vucudundan ayirdi. Adamin kafasi ile beraber onlarca kucuk yilani da ikiye ayirmisti. Adamin bassiz bedeni dustugu yerde kivranmaya devam ediyordu, goz acip kapayana kadar boylu boyunca yarildi ve icinden yuzlerce ufak yilan fiskirdi. Kimse gorduklerine inanamiyordu, Eglath’in etrafini sarmislardi. Eglath kilicini savuruyor, onlarcasini eziyordu ama cok fazlalardi ve isirmaya calisiyorlardi. Obsidius ve Lakashtari bir anda silkelenip kendilerine geldiler ve birkac alan buyusu ile yaratiklarin cogunu hakladilar. Geri kalanlarda hizla kacarak evlerin ve yerdeki deliklerin icine girip kayboldular. Grup bu korkunc deneyimin sokunu yasarken Lakashtari yasli adamdan geriye kalanlar arasinda bir kac altin sikke ariyordu ama bu igrenc bulamactan birsey cikacagi yoktu. Olduklari yerde durumu konusmaya devam ettiler, ne yapacaklarina karar vermeye calisiyorlardi, bu sirada Obsidius’un aklina ogrenmis oldugu bir buyu geldi. buyuden bir el yaratabilir ve bu eli kullanarak icerideki portallari bozabilirdi. Bu fikir hepsine akillica geldi ve tekrar iceri girmeye karar verdiler. Lakashtari bu sirada baska bir evin kapisini calmak icin ilerlemeye baslamistiki Eglath onu tuttugu gibi hangara soktu.
Hepsi icerde bir kosede toplandilar ve Eglath’i da disariyi kolacan etmesi icin kapinin disinda biraktilar. Obsidius yarattigi eli en uzak kosedeki portala gonderdi ve yavas yavas ilk runeleri bozmaya basladi, runeler zarar gorur gormez portalin etrafinda 3 Specter yoktan beliriverdi. Bir sure buyulu ele bakan specterlar daha sonra party’ye dogru donup gozden kayboldu. Grup bunun hayra alamet olmadigini anlayabilecek kadar cok savas gormustu. Hemen bir savunma pozisyonu alip hangarin kapisini da yumruklayarak Eglath’i iceri cagirdilar. Eglath kilici elinde iceri daldi, kara alevlerden olusan dev greatswordunu kullaniyordu, etrafa bakti kimse yoktu, “eee?” diyordu ki tam karsisinda dusmani belirdi. Korkunc bir ciglik hepsinin kulaklarini kapamaya calismasina neden oldu. Sersemlemislerdi, bu sirada diger iki Specter de Lakashtari ve Obsidius’un yani basinda belirdiler. Eglath kilicini savurdu ve yaratigin icinden gectigini gordu, tatmin olmamis gibiydi. icindeki savasma istegi sondu. Digerleri ellerinde ne varsa karsilarindaki olum gibi suzulen siluetlere savurdular. magic missile’lar, alevler, ucusan oklar, mental buyuler ve Rasputin’in isildayan hammer’i buz gibi soguk hayalet ellerle savasiyordu. Herkesin saskin bakislari icerisinde Eglath kilicini indirip oylece durdu, arkadaslarina bakip yarali olan varmi diye inceliyordu, Specterlardan zerre kadar etkilenmis degildi. Taki arkasindaki bir Specter’in acimasizca sirtinda actigi yaraya kadar, buyuk bir hisimla yaratiga donen Eglath’in havaya kaldirdigi bos ellerinde silahi beliriverdi ve Specter’i neredeyse boydan boya kesti. Yine de sadece yarisi madde duzleminde bulunan bu yaratik almasi gereken zarari almiyordu. Grup sahip olduklari defansif pozisyon avantaji sayesinde bir muddet sonra Specter’lardan birini geldiyi diyara geri yolladi. Bu noktada geri kalanlarla arkadaslarinin ilgilenebilecegine karar veren Rasputin kasabaya geri donup Galimore’u kisa sureligine buraya getirmeyi ve tum portallari yokedene kadar yardim istemeye kadar verdi. Parlak bir fikirdi zira ellerinde iki lokasyon arasi teleport olmalarini saglayan bir portal vardi ve Galimore istedigi zaman geri donebilirdi. Arkadslarinin arasindan gecip Obsidius’tan tasi ve sifreyi istedi, daha sonra portalin icine girerek arkadaslarinin devam ettirdigi savasa bir kez daha bakip gozden kayboldu.
Kasabada belirdiginde gozune dolan gunes isigi onu bir an sasirtti ama ilgilenecek zaman yoktu hemen ileri atildi, kosmaya basladi. Arkasinda bir ses duyar gibi oldu, soyle bir dondu ama gorunurde bir sey yoktu kosmaya devam etti. kasbaya daldi Galimore’u en son gordugu hana yoneldi. Kapiyi kirarcasina acarken bir yandan Galimore! Galimore! diye bagiriyordu. Adam saskin saskin Rasputin’in yanina kostu, ne oldugunu sordu. Rasputin’in soru cevaplayacak zamani yoktu acele gelmesi gerektigini yardim lazim oldugunu soyleyip yakasina yapistigi gibi pesinden cekistirmeye basladi. Tam handan cikip portala dogru kosmaya baslamisti ki gordugu manzara karsisinda tokezleyip durdu, Galimore’u tutan eli dustu. kafasi karismis bir sekilde “Eglath?” dedi.
Hangarda savas olanca hiziyla devam ederken, Rasputin’in yoklugunda tum iyilestirme yuku Eglath’a kalmisti. neredeyse hicbir silahin tam etki yapmadigi bu yaratiklardan kurtulmak oldukca zor olsada bir sure sonra grubun celik gibi direnci hakim geldi ve kalan iki Specteri de gonderdiler. Ama Rasputin hala gorunurlerde yoktu, simdiye kadar donmus olmasi gerekirdi. Obsidius Arcane ogretilerinin ona verdigi gucle az once yokettikleri portal’in specterlar disinda birde alarm tetiklediginden neredeyse emin oldu. Durum buyken burada kalamazlardi, ya Rasputin’i bekleyecekler yada staff of portals ile pesinden gideceklerdi. Sonunda Rasputin’i kaderine birakamayacaklarina karar verip kasabaya donmeye karar verdiler. Herkes tekrar Obsidius’un basinda toplanmisti, rituel basladiginda Obsidius Staff’in anormal bir sekilde kalp gibi attigini hissedebiliyordu. Staff’a cok yuklendiklerinin farkindaydi ama yapacak bir sey yoktu. Etraflarindaki tas ve toprak parcalari once titresmeye sonra yerden havalanmaya basladi. havadaki elektrik hissedilmeyecek gibi degildi, diger portallarin runeleri bir isildiyor bir yokoluyorlardi. onlar hangardan yokolurken buyuk bir gurultuyle bulunduklari kisim coktu. Kasabanin disinda bir onceki portali yarattiklari yerin yaninda ortaya ciktilar, buyuk bir gurultu koptu ve etraflarindaki bir kac agac orta yerinden yarilarak devrildi. Cikardiklari gurultuye kasabadan bir kac kadin cigligi karsilik verdi. Hava hala karanlikti ve evlerden hala biraz duman tuttugu gorulebiliyordu. Hicbirsey yapmadan once kasabadan ayrildiktan sonra ne kadar zaman gecmis olabilecegini hesaplamaya calistilar. Bir sure sonra 6-8 saat arasi bir zaman gecmis oldugunu farkettiler. Hangarin oldugu tarafta yirmi dakika kadar oyalandiklarini dusununce hepsini bir tedirginlik aldi. Kasabadan hangara isinlanmalari aninda gerceklesmemis arada zaman kaybolmustu. Buda demek oluyorduki cok buyuk ihtimalle su anda Rasputin daha kasabaya gelmemisti bile. Arueth ve Eglath Galimore’u bulmaya kasabaya gitmeye karar verirken, Lakashtari ve Obsidius portalin hemen yanina kamp kurmaya karar verdiler. Lakashtari zaten cok yorulmus ve savasta oldukca hirpalanmisti. Yatmadan once kurduklari kampin etrafina bir kamuflaj buyusu yapti. Obsidius ise portalin basinda oturup elindeki staff of portals’i incelemeye koyuldu. Eglath ve Arueth once hana baktilar ama Galimore’u en son kasabadakilere yardim ederken gormuslerdi. Kasabada bir kac saat dolastilar ama adama rastlayamadilar. En sonunda kendi evini toparlamaya calisan bir genc onlara Galimore’un ormana avlanmaya gittgini, bir kac saate gelecegini soyledi. Onlarda etrafta insanlara yardimci olmaya devam ettiler. bir kac saat sonra hana tekrar baktiklarinda Galimore’un donmus oldugunu gorduler. Handa oturup once ona Rasputin’in gelip gelmedigini sordular, oda gelmedigini soyledi. Eglath fazla detaya girmeden, Rasputin gelirse onunla gitmemesini, acil bir durum filan olmadigini, mumkunse onu durdurmasini soyledi. Galimore’un kafasinin karistigi belliydi ama kabul edip ayrildi. Eglath ve Arueth de Obsidius ve Lak’in yanina donduler. Hep beraber Rasputin’i beklemeye basladilar. Sabah olup gun iyice agardiginda artik iyice huysuzlanmaya baslamislardi, Eglath tam tekrar hana gidip kontrol etmeye karar verdigi anda bir isik ve ses patlamasi oldu. Gozlerinin onunde Rasputin bir anda belirdi ve onlar daha agzini acamadan ileri dogru kosmaya basladi. Eglath pesinden “Rasputin” diye bagirdi ama patlamadan sonra kendi sesini bile duyamiyordu. Rasputin yinede soyle bir geriye dogru bakti ama Lakashtari’nin yaptigi kamuflaj buyusu nedeniyle bir sey goremedi ve yoluna devam etti. Eglath kamptan firlayarak pesinden kosturuyordu ama Rasputin hemen onunde canini disine takmis kosuyordu ve su haliyle ona yetismesi mumkun degil gibiydi. Rasputin Galimore! diye bagirarak hana girdi, Eglath daha arayi kapatamadan da Galimore’u cekistirir vaziyette handan cikti. Eglath’in geldigi yone dogru kosmaya basladigi sirada onu gordu ve tokezleyerek oldugu yerde kaldi. “Eglath?”
“Ha Eglath ya! olum bi etrafina baksana” diye cevap verdi Eglath ama Rasputin anlamsizca bakiyordu, “Sende mi gectin portaldan?” dedi. Eglath zekasinin elverdigi olcude “yok o oyle degil, gel sen sakin ol, obur taraf halloldu, bu portaldan burdan cikinca obur tarafa ordan gec geliyomussun, o yuzden biz staffi kullaninca ondan daha hizli gelip senden sonraki zamandan oncesinden geldik” dedi. Rasputin “Evet” diye cevaplayip kafasinda az bucuk durumu oturttuktan sonra Obsidius ve digerlerini bulmaya gittiler. Galimore neler dondugu konusunda en ufak fikri olmadan belkide herseyin kontrol altinda oldugunu birinin agzindan duyabilmek icin onlari takip ediyordu.
Obsidius durumu detaylica anlattiktan sonra staff of portal’s ile tekrar hangarin oraya gitmeye ve Galimore’un da yardimiyla portallari yoketmeye karar verdiler. Galimore kasabayi birakmakta isteksiz olsa da, isleri biter bitmez onu geri gondereceklerine soz verdiklerinden gelmeye razi oldu. Bu sirada uyanan Lakashtari kendisini fena halde hasta hissediyordu, bir kac dakika boyunca oksurdugunde elinde kan oldugunu gordu. Rasputin hemen durumunu inceleyip ciddi bir hastalik kaptigini anladi ve uzunca bir dua ile Lakashtari’nin bedenindeki hastaligi yok etti. Herkes toparlaninca gimek icin hazir oldular. Obsidius tekrar rituele basladiginda bu kez birseylerin iyice ters gitmeye basladigina emindi, etraflarinda bir enerji firtinasi olustu ve yakinlardaki agaclari kurutup cansiz bos cuvallara donusturdu. Rituelin sonu yaklastiginda etraflarindaki buyu bir gorunup bir kaybolmaya baslamisti, derken gruptaki herkes birer birer kayboldu. Once Lakashtari, sonra Eglath. Arueth, Rasputin ve Galimore. En son Obsidius kaldiginda kendisini hangarin karsisindaki bos arazide dururken buldu ve bu kez etrafinda kimse yoktu.
Arkadaslarina ne oldugu konusunda en ufak bir fikri olmayan Obsidius onunde bir kismi cokmus olan hangara dogru ilerledi ve iceriyi bir gozden gecirdi. Zemindeki butun portallar silinmisti. Biri gelip burayi temizlemis olmaliydi. karsi duvarda yerde baygin yatan Galimore’u gordu ve hemen yanina kostu. Zarar almamis gibi gorunuyordu ama baygindi.
Rasputin ellerinin altindaki yapis yapis islak ahsabi ve burnundaki bira kokusunu hissetti, sonrada kulaklarina coskun dalgalar gibi dolan hanin gurultusunu. ucta bir kosede oturuyordu, etrafinda sizmis tipler vardi. Yuregi agzinda etrafini suzdu ve handaki en eli yuzu duzgun adamin bir orca benzedigini gordu. Oldukca tekinsiz bir kalabaligin icindeydi. Uzerindeki uzun kiyafetlere sarinip yavasca kalkti. ikinci katta oldugu belliydi ve sol tarafinda bir balkon vardi. Hizla balkona cikti. Bulundugu yerden sehri boylu boyunca gorebilyordu. Burasi yuksek surlari olan, pis, tozlu ve kalabalik bir liman sehriydi. sehrin ortasinda oldukca yuksek bir buyucu kulesi duruyordu. Balkonun arka tarafina dogru baktiginda varoslari ve uzaktaki hangarlari gordu. Daha once ciktiklari yer orasi olmaliydi. Nasil olmustuda burda cikmisti bilmiyordu ama acilen burdan uzaklasmasi gerektigi kesindi. Iceri dogru tekrar goz atti, adamlara ve kemerlerindeki fantastik sekillerde ve bir o kadar lekeli ve kutlesmis bicaklara bir bakti sonrada kendisini balkondan asagiya birakti.
Eglath yatiyordu, bundan emindi, altinda bir silte vardi. Gozunu actiginda kirden kapkara koca bir burnun suratinin yakinlarinda oldugunu gordu, iki hizli el ise ceplerini karistirmaktaydi. Para kesesinin bu ellerden birisi tarafindan alindigini hayal mayal gordu. Haykirarak adami kendisinden uzaklastirdi ama o anda bunun yanlis hamle oldugunu anlamisti. Uyandigini anlayan hirsiz kapiya dogru firlayip kosmaya basladi. Eglath yataktan zor bela kalkmaya calisirken derme catma bir barakada oldugunu gordu. Kapiyi parcalyarak cikti, kapinin kolu elinde kalmisti. Adamin dondugu koseyi son anda gordu ve o tarafa dogru kosmaya basladi.
Lakashtari dar karanlik bir odadaydi, iceriye anca sigmaktaydi. Onunde ahsap iki tarafli bir kapi vardi. kapiyi biraz aralayip disari baktiginda bir evde oldugunu gordu. Etrafta daginik bir yatak, duvarda hayvan kafalari ve tam karsisinda Eglath’tan sonra gordugu en buyuk adamlardan birisi sirti ona donuk bir sekilde masada sapirtili sapirtili yemek yemekteydi. Lak suratina cekici oldugunu dusundugu bir ifade takinip kapiyi acti ve “Merhabaaa” dedi. Adamin onundeki tabak bir anda ucarak Lakashtari’nin kafasinin yanindaki duvarda parcalara ayrildi, muthis bir bogurtuyle gerisin geri donen adam aslinda bir half ogre idi. “Sani Guccuk Faagree!!!” diye bagirarak elini duvardaki dev kilicina goturdu. Lakashtari romantizmin ise yaramayacagini anlamasiyla kapiya dogru atildi ve kendisini disari firlatirken az once bulundugu yere havayi yararak inen kilictan kurtuldu. Disari firladiginda az daha bir adama carpiyordu, tam donup “Onune baksana!!” diyecekti ki kamyon carpmis gibi ayaklari yerden kesildi. Bir kac saniye yerde yuvarlandiktan sonra toz toprak icinde ayaga kalktiginda karsisinda sinirden kudurmus Eglath’i gordu.
Arueth gozlerini actiginda kendisini iki evin arasindaki bir boslukta buldu, aninda ayaklarinin uzerine firlayan drow. irkinin ona bahsettigi yeteneklerle bir anda bir golgeye donusup o sokaktan bir digerine sessizce suzulmeye basladi, bu sirada biraz ileride birilerinin bagirip cagirdigini duyabiliyordu.
Lakashtari neseyle gulumseyerek “Pesimde hayvan kadar bir adam var Eglath beni..” diye basladi ama Eglath “Paralar gidiyor kos kos!!” diyerek onu susturup yaninda tasiyarak hirsizin pesinden kosmaya devam etti. Ama az onceki carpisma yankesiciye yeterli avantaji vermisti, az sonra cikmaz bir sokakta bir baslarina kaldilar. Eglath sansina kufrederken arkalarindan bir ses geldi. “Hemen Barami Giri Var HARSIZZ! yogsa hepunizu gabertirum” Eglath zaten sinirlenmisti elini kaldirdigi anda golgeler elinde toplandi ve dev silah ortaya cikti. Tam karsilikli bir iki vurus yapmislardiki Ogre bacagini tutarak haykirdi. Arkasini dondugunde Arueth ile karsilasti. Deneyimli drow bicaklarindan birini adamin baldirina sokmustu. “Pilini pirtini al burdan defol” diye emretti Arueth. Ogre bacagindaki aciya disini sikarak silahini hemen indirdi. “Gusra bagmayin” diyip topallayarak uzaklasti. Eglath ve Lakashtari’nin saskin bakislari arasinda Arueth bicagindaki kani silip kinina koydu ve omuzlarini silkti.
Obsidius Galimore’u uyandirmayi basarmis, etrafi dolasmaya baslamislardi, bir saat kadar sonra digerleri ile de bulustular ve hangarin oraya geri donduklerinde Rasputin’i onlari beklerken buldular. Hizlica bir durum degerlendirmesi yaptilar. Galimore buranin Luskan oldugundan emin oldugunu ve cok tekinsiz bir yerde olduklarini, biran once guneye dogru inmelerinin iyi olacagini soyledi. Rasputin daha once ciktigi handan bahsetti ve ilk durak olarak baska kimsenin daha iyi bir fikri olmadigindan yola ciktilar. hava aydinlikti ve sokaklar bir onceki gelislerine gore biraz daha canliydi. Bu Luskan icin her zaman iyi bir sey sayilmazdi, kisik gozler her adimda onlari izler gibiydi. Sonunda bir sorunla karsilasmadan hana geldiler. Ellerinde hala Silverymoon da Lady Alustriel’in verdigi isim vardi, bu hanciyi bulmalari gerekiyordu. Hana girdiler. Icerisi ahir gibi kokmasinin yani sira igne atsan yere dusmeyecek kadar da kalabalikti. Insanlari ve insanimsi yaratiklari yararak bara kadar ilerlediler. Birkac bira soyleyip, barmene aradiklari adami sordular. Biranin tadi sidik gibiydi. Aradiklari adam sehirde bilinen bir han isletiyordu ve yeride buyucu kulesinin hemen dogusundaydi. Buraya kadar hersey cok kolay olmustu, Rasputin bir an umutlanir gibi olduysa da o anda Eglath Lakashtari’nin arkasinda rahat rahat onun cantasini karistiran adami gordu. Adam hicbirsey bulamadigi icin cani sikilmis gibi gorunuyordu. Eglath kabaran bir nefretle adami ensesinden yakaladi. Yankesici hizla Eglath’in suratina bir yumruk savurdu. Eglath okkali bir tokatla karsilik verdi. Adam oldugu yerden ucarak hemen yandaki iri yari adamin sirtina yapisti. Adamin ickisi uzerine dokulunce bir hisimla dondu ve Eglath’a bir yumruk savurdu. Eglath geri cekilip bir tokatta ona indirdi. Rasputin’in “YOOO…” diye haykiran gozlerinin onunde bir bar kavgasi dalga dalga yayilmaya baslamisti. Rasputin “Disari!!!” diye haykirdi, bir yandan da karnina gelen bir yumrugu savusturmaya calisiyordu. Bunu goren Eglath yumrugu atan adamin agzina cizmesinin ucuyla saglam bir tekme gecirdi. Adam yandaki bir poker masasinin uzerine balyoz gibi dustu. Cilgina donen sarhos kalabaligin icinde santim santim anca ilerleyebiliyorlardi ve Eglath devasa boyuyla her santimetrede birilerini ya tokatliyor ya tekmeliyor yada kafa atiyordu. Lakashtari’ye dogru gelen bir sise, o egilince, yandaki baska birinin kafasinda patladi. Arueth yilan gibi kivrilarak kapiya kadar geldiginde digerleri daha hanin ortasina anca gelmisler Eglath arkasinda en az 8 baygin adam birakmisti. En sonunda kapidan firladiklarinda icerisi savas alanina donmustu. Balkondan asagiya biri dustu, Eglath dusen adamin kafasina gelisine bir tekme savurup yuzustu yere serdi. “Muhahahha” diye guluyordu. Soylene soylene handan biraz uzaklastiktan sonra tekrar durumu degerlendiren guruptan Arueth yakinlardaki bir ilan tahtasini gordu. Yaklastiklarinda Bir Goliath, bir Drow, Bir cleric, Bir Psion ve gumus derili bir buyucunun arandigi yaziyordu. Ayni zamanda baska bir ilanda cesitli isler icin cok sayida parali asker arandigi da yazmaktaydi. Araniyor ilanini caktirmadan duvardan alip ceplerine attilar ve ellerindeki adrese dogru yola koyuldular. Bu sirada Lakashtari handaki kargasada yerden yada bir masadan buldugu (hatirlamiyordu) bir kesenin agzini acti. Icinden 1000 altin ve bir not cikmisti. Not soyle diyordu “Bir haftan var hedef Taris Stormcaller, ya onun kafasi ya senin”

##Uzaklarda##
Muthis bir patlama kadim duvarlari sarsti, insanlar cigliklar atarken dev beyaz taslar yagmur gibi yagmaya baslamisti. Etrafta tozdan goz gozu gormuyordu.

##Devami Haftaya##

View
Oyun 20 - Kadim bir dost

Eglath ve Rasputin Orc’larin liderine oldukca hasar vermisler ama diger orclar ve ogre tarafindan kusatilmislardi. Arueth Obsidius ve Lakashtari ise etraflarindaki toz bulutunun kamuflajina ragmen etraflarinda vahsice donen ve olumcul darbeleri her seferinde daha yakina inen ogre ile bogusuyorlardi.
Rasputin durumun ikisi icin iyi olmadigini gorunce bir dua mirildanip Eglath ile beraber yaratiklarin ortasindan yokoldu ve bes adim geride tekrar ortaya ciktilar. kazandiklari avantaji nasil kullanacaklarini dusunurken iki orc warrior onlara dogru geliyordu bile. Tam bu sirada sag taraflarindan neredeyse ulumaya benzeyen bir savas cigligi duydular ve ister istemez o tarafa donduklerinde bir shifter’in onlari oldugu yone dogru charge ettigini gorduler. Yabanci onlerine kadar kosup ciplak elleriyle iki orc’a saldirdi, insanustu kuvvetiyle ikisinin de bir vurusta ayaklarini yerden kesti. Herkes kendi taraflarinda bir yabanciyi gordukleri icin cok sasirmisti ama asil Rasputin soktaydi, yabancinin boynunda kendi tasidigi kolyenin aynisindan vardi. Savas ayni hiziyla devam ediyordu, simdi daha iyi bir pozisyon alan grup yavas yavas ustunlugu ele gecirdi. Once Obsidius ve Lakashtari’nin canini okuyan Ogre’nin isini bitirdiler, bu sirada Eglath ve Rasputin orc’larin liderini indirdiler. Yabanci shifter iki orcla kiyasiya savasiyor, ciddi yaralar aliyor ama orclarida ayni vahsilikte parcaliyordu. Bir sure sonra orclar da teker teker dusmeye baslayinca okcu scoutlar yaylarini birakip hizla uzaklastilar. Kisa bir sure sonra savasi sonlandiran grup son kalan orc savasciyi bayiltarak sonra konusturmak icin bagladi. Bu sirada Rasputin ve yabanci birbirlerinin karsisinda duruyorlar nefes almadan birbirlerini suzuyorlardi. Rasputin adamin savastaki cesareti ve insan ustu kuvvetine hayran kalmisti, gorduklerini ona bu kisinin bir elder olabilecegini soyluyordu. Sonunda konusan yabanci oldu, “sen bir Greymoon’sun” dedi, “ben Galimore Greymoon, ben senin kaninim” Rasputin’in sevinci yuzunden okunuyordu, sormak istedigi yuzlerce soru vardi, ama Galimore onu susturdu ve koydeki yanginlari sondurmeleri gerektigini soyledi. Hep beraber koyle ilgilendiler. Isler biraz duzene girince Galimore iceriden bir sarap ficisi getirip genclerle beraber atesin basinda oturdu. Merakli gozlerin altinda ve dalgalanan kamp atesinin isiginda Galimore, Greymoon’larin hikayesini anlatmaya basladi.

“Greymoonlar yuzyillar boyunca halkin arasina karismis halde sorunsuz bir sekilde yasadilar, fakat bundan yirmibes yil kadar once klanin belli basli uyelerine saldirilar ve karalama kampanyalari duzenlenmeye baslandi. ilk yillarda durum pek ciddiye alinmadi ama her gecen yil saldirilar daha organize ve daha kanli olmaya basladi. Bu saldirilarin arkasinda kendilerine Silver Death diyen bir grup vardi ve Klan bir kereden fazla olarak bu grupla acik olarak savasmis, her defasinda neredeyse yeryuzunden silmislerdi. Taki 15 yil oncesine kadar. 15 yil once vahsi suikastler basladi, ve bu kez siradan katiller degil cok daha karanlik assassinler devreye girdi. Bu assassinleri gorenlerden sag kalan olmazken drow olablecekleri soyentisi almis yurumustu. Klan bu kez acikca yuzlesemedigi bu dusmana karsi bir araya toplanma karari aldi. Diyarin cesitli sehirlerinde kucuk gruplar halinde toplanip Lurkwood’da bulusma goreviyle yola ciktilar. Yola cikan 20bin greymoon’dan sadece 1500u bulusma noktasina vardi. Geri kalanlarin hepsi ya yollarda pusuya dusmus yada kaldiklari bir handa zehirlenmislerdi. Rasputin’in ailesi Lurkwood’a yakinliklarindan dolayi erismeyi basaran bir aile oldu ama orada toplananlar varis noktasinin dusman tarafindan bilindiginden neredeyse emin olduklari icin baska bir yere gocmeye karar verdiler. Simdi High Forest’in eteklerinde gizli bir alanda yasiyorlar. Sayilari yaklasik 5000 civarinda. Ben ise Lurkwood civarinda yasamayi ve buralardan gecebilecek belkide atalarinin izini surecek greymoonlar icin gozunu dort acmayi kabul ettim. O zamandan beridir de burda yasamaktayim. En son 5 yil once gittim, annen yasiyor, orda. Babani ise gormedim. Baban Greymoonlar arasinda herkes tarafindan bilinen bir rangerdi. Surekli olarak uzun yollara cikardi, bazen Nesme’ye de geldigi rivayet ediliyor. Silver Death leri avlar yada greymoonlari bulurdu. 3 Yil once ondan haber alamamaya basladik, sordum sorusturdum, Neverwinter’a kadar izini surdum ama orda kaybettim. Ya o hedefini buldu yada hedefi onu.”

Hikaye bittiginde herkes sessiz kalmisti, Rasputin uzerlerinde neredeyse bir soykirim yapildigini ogreniyordu. Annesinin hayatta olduguna, babasinin ise kayip olduguna inanamiyordu, sonunda onlari tekrar gormek icin umudu vardi.

Grup kendi hikayelerini sarap esliginde Galimore ile paylastilar, birtek Lakashtari icmiyordu. Baslarina gelenleri anlattilar, Galimore bu tarz islerin Luskan’in basinin altindan cikmasinin beklenilir birsey olacagini soyledi. Rasputin onlarla gelmesini rica edince kibarca reddetti ve burada bir gorevi oldugunu ve kalmasi gerektigini soyledi. Eger gorevlerinden bir gun geri gelirlerse onu seve seve High Forest’a goturebilecegini de ekledi. Grup daha sonra bagladiklari Orc’un yanina geldiler. Tam bir takim calismasi gosterek Orc’tan buraya bir portal ile geldiklerini, portalin obur ucunda bir bina oldugunu, bu binada patrondan emir aldiklarini ogrendiler. Arueth etrafi ve izleri incelerken, Obsidius Arueth’in yonlendirmesiyle buldugu Portal’i rituel defterine not edip bozdu. Orclarin liderinin uzerinden bir portal tasi ve bir pacavra uzerinde parolayi bulmuslardi. Orc’u ne yapacaklarini dusunurlerken Galimore geldi ve gebertmelerini soyledi, bir kac saniye sonra tutsak yere yigildi. Yorgun ve bitkin grup ogrendikleri ilginc gecmisin isiginda rahatsiz yataklarinda done done uyudular o gece ve yarinin getireceklerini dusunduler.

##Devami Haftaya##

View
Oyun 19 - Surgun

Grup kalelerinden ciki Silverymoon’a dogru ilerlemeye baslamistiki Eglath zihninde Pardraig’in gumburtulu sesini isitti. Eglath’a sesleniyordu, bir terslik oldugu belliydi ve onlarla aksam bulusmak istedigini soyledi. Eglath Silverymmoon’a cokta uzak olmayan bir yeri tarif eden bir cevap gonderdi ve hep beraber cuceyi beklemeye basladilar. Geceye dogru atla gelen Pardraig oldukca sikintili gorunuyordu. Bir ates yakip konusmaya basladilar. Devil’in bu dunyaya actigi portaldan firlayan demonlar onlerine cikan herseyi yakip yikarak Everlund’a kadar gelmislerdi. Silverymoon haberi aldiginda sehir coktan alevler icindeydi. Alliance konseyi toplanmis ve etkisiz yontemleri yuzunden Alustriel’i acikca suclayip liderlikten atmislardi. Kalan boslukta herkes oybirligiyle Xaxis’i secmisti. Xaxis bir yandan Aruseme ile birlikte orduyu toplarken, bir yandan da yasanan gelismelerin tetikleyicisi olarak sehre yeni gelen ve sagda solda yaptiklari savaslarla sehirde huzursuzluga yolacan genc grubu hedef gostermisti. Hatta peslerinden gonderdigi casuslardan sag geri donen bir buyucuyu tanik gostererek grubun Devil ile isbirligi icinde oldugunu one surmustu. Grup icin tutuklama emri cikartilmis ve tum muttefiklere gonderilmisti. Bu sirada ordu doguya dogru yola cikmisti bile. Pardraig sozlerini bitirdiginde bu kadar gelismenin 2 gun gibi kisa bir surede yasanmis olmasi herkeste sok etkisi yaratmisti. Eglath Pardraig’e hikayenin kendi tarafini anlattiktan sonra ellerinde ne secenek oldugunu sordu. Kendisi ya Silverymoon’a gidip yuzlesmeyi yada Everlund’a gidip savasmayi dusunuyordu. Grubun daha akil kupu uyeleri ise bunun intihar olacagindan emin olduklari icin kendilerini savunabilecek bir kanit arama hevesindeydiler. Rasputin Hellgate keep’e geri donup oldurdukleri casusleri geri diriltmeyi bile dusundu. Ama adamlarin guvenilirliklerinden emin olamayacaklari icin vazgectiler. Herkes caresiz birbirine bakip ve Silverymoon da kalan milyonlarca altinlarini dusunurken Pardraig kendi teorisini ortaya atti. Ona gore eger Xaxis grubun anlattiklarini yapacak biri ise, bir ay kadar once konsey uyelerinden ust duzey bir adamin cinayetinin de onunla baglantili olabilecegini soyledi. Zira bu cinayet sonrasi bugun Xaxis liderlik gorevini alabilecek yegane Silverymoon konsey uyesi idi. Isin daha da ilginci bu cinayeti Astrid’in planladigina suphe yoktu. Pardraid son bir umut olarak grubun Astrid ve Xaxis arasinda bir bag bulmaya calismasini onerdi. Eger boyle bir ittifak mevcutsa Alliance durumdan haberdar edilebilir ve Xaxis yetkilerinden olurdu. Grubun elindeki tek secenek bu gibi gorunuyordu, Pardraig’e sehirde yaptirdiklari zirh ve silahlardan bahsettiler, oda bunlari almakta sorun olmayabilecegini soyledi. Altinlari alma olasiligi yoktu zira hazinede bulunuyorlardi ama zirhlar icin deneyecekti. Pardraig kendisinin de Silverymoon da cok uzun kalmayabilecegini, itibarinin oldukca zedelendigini, bir sure belki grubun kalesinde kaldiktan sonra Mithral Hall’a donebilecegini soyledi.
Ertesi aksam Pardraig ile tekrar bulusup getirdigi bir iki esyayi aldiktan sonra vedalastilar. Ilk hedef olarak Nesme’ye gitmeye karar verdiler cunku ellerindeki staff ile daha once gittikleri bir yere portal acabiliyorlardi. Obsidius rituele basladi yanliz bu kez bir degisiklik var gibiydi, rituelin sonuna dogru staff’in gucunu guc bela kontrol edebildigini farketti ve etraflarinda elektrik kivilcimlari dolasmaya basladi. Derken bir anda yokolup, Nesme’de Obsidius’un evinde ortaya ciktilar. Ortaya cikmalari ile evde bir elektrik firtinasi patlamasi bir oldu ve butun camlar kirildi. Herkes birbirine bakip kapidan guardlarin gelmesini bekledi ama gelen giden olmadi. Temkinlice disari ciktilar, gece karanliginda Nesme neredeyse bombostu. Burdan en son ayrildiklarinda karavanlar gece gunduz gelir ve sehir her daim kalabalik ve gurultulu olurdu. simdi ise etraf sessizdi, tek tuk bir kac kisi sokaklarda hizla ilerliyor, evlerine varir varmaz da kapilarini kitliyorlardi. Grup hizlica Eglath’in evine dogru ilerledi. Eglath kapiyi caldi, annesi acti kapiyi ve Eglath’i kucakladi. Iceri girdiler, oturdular. Eglath babasini sordu ama Thorak yoktu, Silverymoon’a goturulmustu. Herkes bir anda gerildi, kendileri yuzunden Eglath’in babasinin hapse atildigini dusunmeden edemediler ama gercek bu degildi. Savas nedeniyle tum demirciler sehre cagirilmisti ve Thorak da en iyilerinden biriydi, gitmek zorunda kalmisti.
Eglath’in annesi yasananlardan bahsetti, belliki batida karavanlar saldiriya ugramaya baslamisti, orclarin saldirdigi soyleniyordu ve artik Nesme ana ticaret yolu olmaktan cikacak gibiydi. Gecenlerde kucuk han’in sahibinin oldurulmesinden sonra kimsenin nesesi kalmamis artik gece disari cikilmaz olmustu. Grup bu endise verici haberleri dinledikten sonra tekrar yola cikmaya karar verdi. Rasputin Nesme’ye tekrar gelince bir anda ilk gittikleri magarayi ve magaranin icinde bulduklari kilici hatirladi. O zaman kilica layik olamamislardi ama cok sey degismisti belki bu kez onu alabilrlerdi. Herkes biraz da olsun heycan verici birseyler yapip kasveti dagitmak adina bu teklifi kabul etti ve on dakika sonra ilk ciddi savaslarini yaptiklari, Obsidius’un olumcul bir rituelden gectigi o kayalik magaraya geldiler. Iceri girdiklerinde hava agirdi ama hicbirsey degismemis gibiydi. Savasin izleri duruyordu. Asagi indiler, bu kez herhangi bir yaratik yada undead ile karsilasmadilar. Sandigi bulduklari odaya geldiklerinde karsilarinda gumus rengi su tavandan asagiya akiyordu. Obsidius bu sudan gecebilen tek kisi oldugu icin ilerledi. Suyun diger tarafina baktiginda tahmin ettigi gibi sandik orda degildi, bu sandigin ozelligi zaten surekli yer degistirmesiydi. Saskinliktan soluk almayi unutmasina neden olan ise sandigin bulundugu yerde duvara dayali olarak duran simsiyah scimitar’di. Bu silah tam da almak icin geldikleri kilicin ta kendisiydi. Elini kilica dogru goturdu, soguk eline batti, kilicin etrafindaki karanlik koluna dogru yayildi ve o kilici odanin icine dogru getirirken kilic bir dagger’a donustu. bicak kisminda hala golgeler dalgalanmaktaydi. Kilicin dagger’a donusmesi herkesin bir anda ilgisini uyandirmisti, Rasputin sunu bi bana versene diye atildi, Lakashtari’de bana ver bana dedi. Eglath ver sunu bir bakiyip diyordu. Obsidius ise buyulenmis gibi dagger’a bakiyor, bu silahi hangi kombinasyonla kullanabilecegini dusunuyordu. Obsidius silahin ozeliklerini ogrenmeye calisti ama basit seyler disinda bir sey ogrenemedi. Rasputin silahi aldiginda bastan asagiya dikenli dev bir gurze donustu, kabuslardan firlamis bir silaha benziyordu. Daha sonra Eglath silahi aldi ve once siyah bulutlar kollarini kapladi, geri cekildiklerinde elinde muazzam bir great sword tutuyordu. O kadar siyahtiki sanki hiclikten yapilmisti. Siyah damlalar kilicin sapindan elinin uzerine damliyor ve elini yakiyordu. En son Lakashtari silaha dokundugunda tum vucudunu golgeler kapladi. Geri cekildiklerinde elinde daha once kullandiklarinin en az iki kati buyuklugunde, etrafinda kara silik dokungaclar dolasan ve icinde kipkirmizi bir goz olan bir kure belirdi. Herkes bir ic gecirmisti. Arueth silaha elini surmedi ve muhtemelen Scimitar’a donusecegini soyleyip cekildi. Eglath kureyi Lakashtari’nin elinden aldi ve konsantre olarak bir dagger’a donusturup cantasina atti. Daha once oldugu gibi bir seytan tarafindan karsilanmadiklarina sevinip ordan ciktilar. Disari ciktiklarinda onlerine haritalarini acip en guvenli yolu secmeye koyuldular. Bir sure tartistiktan sonra Lurkwood’un arkasindan dolasip nehir boyunca Luskan’a gitmeye karar verdiler. Ormanda ne oldugunu bilmiyorlardi ama en iyi yol bu gibi gorunuyordu. Her gun bir phantom steed ritueli yaparak yollarini olabildigince hizli ve sikintisiz gecirmeye calistilar. 3. gun dogdugunda takip edecekleri nehre 1, 1.5 gunluk mesafeleri kalmisti ve ufukta nehrin tahmini yerinde bir kasaba gorunur gibiydi. O aksam kamp yaptiklarinda artik kasabayi azda olsa secebiliyorlardi. Ertesi sabah kalktiklarinda ise kasabadan dumanlar yukseliyordu. Atlarina binip hizla ilerlediler, birkac saat sonra kasbadan yukselen alevler gogu yaliyordu. Artik sehirlerin felaketlere ugramasi icin grubun icinde gecmesi degil o yone dogru ilerlemesi bile yeterli gibiydi, lanetli olduklarini dusunmeden edemiyorlardi. Bir kac saat sonra bir atarabasi ve sehirden kacmaya calisan bir avuc insanla karsilastilar. Gorunuse gore bu bir balikci kasabasiydi ve dun gece kilisenin mahzeninden bir Orc ordusu firlamisti, herseyi yakip yikiyorlardi. Grup sansina kufredip o yone dogru hizla ileledi. Kasabanin yakinina geldiklerinde baslarina onca gelenden sonra yuruyup gitmeyi, bu adaletsiz dunyada sanssiz kasabayi kendi kaderine terketmeyi dusunduler ama iclerindeki adalet duygusu hemen agir basti, atlarini yanan kasabaya dogru surduler. O anda onlara bakan korkmus bir kasabali, havada suzulen atlari uzerinde ilerleyen 5 melek gorur gibiydi, etraftaki yanginlarin yansimalari zirhlari uzerinde dansediyor, sanki alevden kanatlar gibi gorunuyorlardi.
Kasaba meydanina geldiklerinde karsilarinda bir vahset vardi, orclar binalara giriyor, kasabaliyi kilictan geciriyor, evleri yakiyorlardi. ortada dolasan iki dev ogre kasabanin bir iki silahli adamini devirmis canli canli yiyorlardi. meydanin ortasinda ise hepsini yonetirmis gibi gorunen iri yapili bir Orc vardi. Grup vakit kaybetmedi, dusmanin sayisi yada korkutucu goruntusu hicbirini etkilememisti. Arueth toz bulutunu yaratti ve gorunmeden yanastilar. Hepsi bir anda buyulerini gonderdi, bir alev topu tam ortalarinda patladi, Arueth oklari gonderdi, Lakashtari zihinlerine konsantre oldu. Eglath ve Rasputin ise toz bulutunun icinden yildirim gibi cikti ve liderlerine dogru charge ettiler.
Yanan evlerin isiginda parlayan zirhlari, masumu korumak icin kalkan silahlarinin pariltisi, buyulerinin yakici kuvvetiyle dusmanlarinin kalplerine korku salmislardi bile.
##
Yanan handan disari firladi, icerideki iki orcu acimasizca yere indirmisti. Kasabanin ortasindaki kalabaligi gordu ve sonrada sanki yoktan varolmuscasina bir tozbulutunun icinden cikanlari. Orclar neye ugradiklarini sasirmislardi, toz bulutunun icinden oklar ve buyulerde cikmaya devam ediyordu. Ama o on safta orclarin lideri ile savasan genc rahip’e bakiyordu, elleriyle uzerindeki eski pusku gomlegini parcaladi ve gogsundeki bir cift dis dovmesini ortaya cikardi.
Kafasini goge cevirip haykirdi!
##
##
Sila handa oturuyor, kaybettigi dostlarinin anisina iciyordu, kafasi oldukca iyiydi. Masada karsisina oturan ufak tefek adami zar zor farketti. yabanci direk gozlerinin icine bakiyor ve gulumsuyordu. Sila omuriliginde bir urperme hissetti, belkide bu gece arkadaslarini tekrar gorecekti.
##
##Devami Haftaya##

View
Oyun 18 - Devil Inside

Lakashtari transa gecmis, saclari dalgalanmaya baslamisti ki Hell hound etraflarini alevler icinde birakti. Arueth’in yarattigi toz bulutu onlari cehennem alevlerinden koruyamamisti. Grubun yarattigi defansif blok bu tip alan buyulerine karsi zayif kaliyordu belki ama Sarith’in sagladigi defansif aura, Rasputin ve Eglath’in sagladigi bonuslarla birlesince birebir kombatta buyuk avantaj saglamaktaydi. Chain Devil elindeki zincirleri Durud ve Arueth’e savurdu, iki ataginda da basarili olmustu. Bu sirada Eglath onunde Incibus’la, hemen arkasinda toz bulutunun icinde beliren fire demonla savasmaya calisirken kendisine dogru ucarak gelen scubbus’u gordu, eflatun vucudunun belden yukarisi ciplakti ve sirtindan cikan koca kanatlari olmasa afet bir hatundu, sivri dislerini gosterdikten sonra Eglath’i opmeye calisti. Eglath sok icinde kendini geri atip yaratigin dudaklarindan kurtuldu. Bu sirada Obsidius iki elinde iki magic missile ile saldirilarina baslamis, Lakashtari de icinde bulundugu trans halinde arka siralardan Sila ile beraber guvenli bir sekilde dusmana buyu yagdiriyordu. Ama bu durum kisa surdu zira tehlikeyi sezen fire demon aralarindan suzulerek gecip Lakashtari’ye saldirdi. Bu sirada ChainDevil’in pesinden gitmek icin toz bulutunun icinden cikan Sarith Incubus’un karanlik buyusunu farkettiginde cok gecti, yaratik kara bir dumana donusup Sarith’in bedeni icinde kayboldu. Sarith geri donup Obsidius ve Lakashtari’ye saldirmak icin ilerledi. Rasputin biryandan Devil’in korkunc iradesiyle durmadan bogusuyor bir yandan da savasi kontrol altinda tutmaya calisiyordu. Simdiye kadar muthis bir irade ornegi gostermis Devil’in kontrolu ele almasina izin vermemisti. Scubbus Eglath’i opmeye calisa dursun, grup fire demon ve bir hell hound’u yere yikmisti bile. On saflarda Durud, Arueth ve Eglath toz bulutunun icinde savasiyor, basarili vuruslarla yaratiklari surekli olarak kendi ustlerinde tutuyorlardi. Hell hound’lar yaralandikca etraflarina lavlar sacmaya baslamis, Chain Devil ataklarini hizlandirmisti. Sarith bir sure sonra Incubus’u icinden atmayi basarmis ama yaratik cikar cikmaz bu kezde Obsidius’un icine girmisti. Diger Hell Hound ve Chain Devil’da yere serildiginde grup oldukca hirpalanmis, bir o kadarda yanmisti. Gelgelelim Eglath’in ve Rasputin’in olagan ustu iyilestirme gucleri, Lakashtari’nin healing potion hazinesi ile birlesince bir kac saniye icinde hepsinin yaralari kapanmis, yaniklari iyilesmisti bile. Eglath Scubbus’un uzanan ellerini kesip karnina kilicini soktugu anda hepsi portaldan gelen catirtiyi duymustu. Portal’in icinden bir dusman daha cikmaktaydi ve bu bir scubbustu. Eglath’ta bu yaratiklari ceken birsey olmaliydi ki buda ilk olarak ona saldirmaya calismisti. Bu sirada Obsidius’un icinden cikan Incubus’ta buyulerle yokedilince butun odayi gok gurultusu gibi bir kukreme sarsti. Portal’in uzerinden gokyuzune yukselen isin kesildi ve grubun ezeli dusmani, bundan aylar once onlari tuzaga dusurup kullanan ve arkadaslarini kontrol altina alan Devil ortaya cikti. Dev vucudundan dort bir yana yayilan zincirler, yari insan vucudu buyuklugundeki penceleri ve alev sacan agzindaki milyonlarca sivri disiyle korkunc bir goruntusu vardi. Ilk saldiran gozu donmus Rasputin oldu hala yaratigin iradesiyle savasiyordu ama artik oldukca yorulmustu, yine de pes etmiyor intikam icin saldiriyordu. Eglath ve Durud da onu izlediler ve yaratigin cilginca savurdugu zincirlerin icinden gecip charge ettiler. Devil tum zincirleriyle ayni anda hepsine birden saldirdi, Eglath Devil ile ilk karsilastiklari magarada bulduklari devilblind kilicini eline almisti ve kilicin ozelligini kullanarak yaratigi kisa sureligine kor etti. Bu sirada Scubus Devil’in savasa girmesiyle hizla portal’in yanina kadar geri cekilmis, uzaktan ortaligi karistirmaya ve gruptakileri kontrol altina almaya calisiyordu. Rasputin’in basina muthis bir agri saplandi ve artik durumu kontrol edemedigini anlamisti, Devil onu gerisin geri Arueth, Obsidius ve Lakashtari’nin oldugu grubun icine gonderdi. Arueth’e saldiriyor ama kendine engel olamiyordu, Arueth etrafini mor bir karanlikla kapatip Rasputin’i kor etti, bu sirada karanligin icinde kalan Lakashtari de hicbirsey goremiyordu. Grup bunca zamandir biledikleri intikam atesiyle her saldirilarinda basarili oluyorlar, rituel nedeniyle gucsuz dusen devil ise hepsiyle bir anda zar zor basedebiliyordu, sonucta o manipulasyon ve yalanlarin ustasiydi, savaslarda pek basarili oldugu soylenemezdi. Obsidius ve Lakashtari ellerinden geldigince hem Devil’a hemde Scubus’a saldiriyorlardi. Hersey kontrol altinda gibi gorunuyordu ki bir catirti koptu ve butun oda yildirimlar icinde kaldi. Odadaki herkes afallamis ve oldukca zarar almisti. hizli bir bakisla elektrigin odanin duvarlarindaki 6 tane cam cubuktan geldigini gorduler. Henuz daha kimse tepki veremedden bir catirti daha koptu ve yine butun odayi elektrik sardi. Grupta kimsenin bu aciyi daha fazla kaldiracak durumu yoktu. Arueth bir ok firlatarak bir tanesini yok etti. Lakashtari iki alchemist fire firlatarak 2 tanesini kirmayi basardi. Obsidius ise son kalan gucuyle tam 3 magic missile gonderdi ve kalan uc camida tuzla buz etti. Devil, Eglath, Durud ve Sarith ile kiyasiya dovusurken diger ucta scubbus can verdi ama kabus henuz bitmemisti. Bu kez bir sok dalgasi tum odayi sarsti. Devil’la savasan uclu dengelerini kaybedip yere yigildilar. Hepsinin gozleri onunde portal her yone dogru genisledi. Grupta herkes burdan hizla cikmazlarsa bu portalin sonlari olacagina hem fikirdi. Bu sirada Sila sadece magic missillerini kullaniyor, lightining buyulerini sakliyor gibiydi, ayni zamanda Durud da on saflardaki savasi birakmis arka taraftaki Lakashtari’nin yanina gelmisti. Portal tekrar genisledi, Eglath ve Sarith portaldan uzaklasmaya calisip bir yandan Devil’in ataklarindan kaciniyorlardi. Derken Sarith zamanin geldigini anladi ve etrafinda donerek Devil’a butun gucuyle vurdu, yanliz kilici once Eglath’in sirtini yararak gecmis daha sonra ise Devil’in gogus kafesine girmisti. Eglath bir an nefessiz kalip, icinden gerizekali diye bagirmak gectiyse de Devil’in dev vucudunun agir agir yere yigildigini gorunce acisini unutmustu. Rasputin basini tutuarak yere yigildi, Arueth,Eglath savas naralari atiyorlar Lakashtari ve Obsidius sevincten zipliyorlardi. Portal’in bir kere daha genisledigi o anda Sarith kilicini tekrar kaldirip acimasizca Eglath’a sapladi. Eglath’in elleri iki yana dustu ve kanlar icinde yere yigildi. Herkes sok icinde Sarith’e bakiyordu. Sarith kafasini kaldirip digerlerine dondu, “Silahlarinizi atin, hicibirinizi oldurmemize gerek yok” dedi. Sila hayret dolu bakislarla itiraz etti “Emirlerimiz kesin Sarith, ne halt ediyorsun?” Bu sirada ellerinden elektrikler saciyor bir buyuyu yapip yapmamak arasinda kalmis gibi gorunuyrdu. Sarith “Beraber bu kadar savastik, size bu kadarini borculuyum, atin silahlarinizi kimse zarar gormesin”. Obsidius orali bile olmadi, magic missillerini Sila’ya gonderdi. Burdan sonra donus yoktu, Sila Obsidius’a bir lightining bolt ila cevap verip koridora dogru kostu. Durud Lakashtari’ye dev baltasini savurdu ama iskaladi. Bu sirada Sarith’de gruba dogru kostu. Arueth hepsinin arasindan siyrilip Eglath’a dogru kostu ve elindeki healing potion’i savasciya icirdi. Bu sirada portal genislemeye devam ediyordu. Eglath uyanir uyanmaz gozune ilk carpan sey Devil’in kule donusmeye devam eden cesedi ve elinde tuttugu portalla ayni renkte parlayan staffti. Uzanip Staff’i Devil’in parcalanan ellerinden aldi ve digerlerine katilmak icin Arueth’in yardimiyla ilerledi. Iceride yarali savascilar birbiriyle savasirken Sila acik kapidan tunellerin bulundugu koridora gecti ve arkasindan kapiyi kapatan mekanizmayi calistirdi. Herkesle birlikte Durud ve Sarith de iceride kapana kisilmisti. Savas olanca siddetiyle devam ediyordu, Rasputin basinin sancisindan kurtulur kurtulmaz Sarith’in karsisina cikti, savasciyla uzlasmaya calisiyordu, buradan beraber cikmalari icin onu ikna etmeye calisti. Ama Sarith Sila’ya ritueli yapmasi icin gereken zamani saglamasi gerektigini biliyordu yoksa onca emek bosa gidecek ve kendisi de bosuna olecekti. Silahlarini atmalarini ummustu ama yapacaklarina zaten hic inanmamisti, fazla gururlu ve inatci bir guruptu, birseyin pesini birakmayi bilmiyorlardi, zaten bu yuzden su an herkes bu durumdaydi. Iyi savasiyorlardi haklarini vermeliydi.
Lakashtari kapinin kapandigini gorur gormez onlari ordan kurtarabilecek tek kisinin kendisi oldugunu anladi. Durud’un baltasi kafasinin uzerinden gecerken muthis bir esneklikle yere coktu, hemen pesinden bir kedi gibi zipladi ve kapali tas duvara dogru kosmaya basladi. Sarith ve Rasputin’in bacaklari arasindan kayarak gecti, tekrar ayaga kalkti ve herkesin saskin bakislari altinda kapidan bir santimetre otede gozden kayboldu. Kapinin diger tarafinda tekrar ortaya ciktiginda ise karsisinda ellerinden magic missile’lar firlayan Sila’yi buldu. ilk magic missile sag omzuna isabet etmek uzereydiki vucudunu yana cevirdi, ikincisi basina isabet etmek uzereyken yere coktu, ucuncuden ise kapinin mekanizmasinin bulundugu koseye yuvarlanarak kurtuldu. Ayaga kalktiginda kol yanibasindaydi, hic dusunmeden cekti ve kapiyi tekrar acti.
Kapinin tekrar acildigini goren Obsidius oraya dogru atildi, iceride buyu yapildigini duyabiliyordu, bu sirada Rasputin Sarith’i saglam bir gurz darbesiyle yere serdi, Eglath ise Durud’u Arueth’in de yardimiyla olumcul bir sekilde kesip kapiya dogru ilerledi. Arkalarinda portal ilk boyutunun 5 katini almis ama artik genislemiyordu. Obsidius yari acik kapidan kendisini iceri firlattiginda Lakashtari bir magic missile yagmurunun altinda yere yigilmisti. Sila tekrar kola uzanip kapiyi kapatti ve arkasini donup merdivenlerden asagiya dogru kosarak inmeye basladi. Obsidius hizla Lakashtari’nin yanina geldi cebinden cikardigi bir healing potion’i icirerek onu kendine getirdi ve bu arada da kapiyi acarak digerlerinin iceri girmesini sagladi. Hepsi toplandiklarinda Obsidius Eglath’in elindeki staff’i gordu ve hemen elinden alip incelemeye basladi. Bu daha once okuduklari ve bas kismini bulduklari staff of Portals isimli artifactti. Grup merdivenlerden asagiya inip kapali ahsap kapiyi tuzaklara karsi kontrol ederken, Obsidius arkadaslarina staffla daha once gormus olduklari bir yere hicbir on hazirlik olmadan portal acabileceklerini soyledi. Grubun aklina hemen Silverymoon’un kuzeyindeki kaleleri geldi. Obsidius rituelin 5 dakika kadar surebilecegini soyleyince icerideki buyuyen portal’in patlayabileceginden korktuklarindan once tunellerden cikmaya karar verdiler. Hizla kosmaya basladilar, Sila’dan eser yoktu, koridorlardan gectiler, girdikleri odayi bulmaya calisiyorlardi. Sonunda bulduklarinda hizla yukari tirmandilar ve kapagi acip temiz havayi cigerlerine cektiler. Devil olmus olsa bile etraftaki kiyamet bitmis degildi, heryerden demonlarin haykirislari geliyor, orman onlarca noktadan cayir cayir yaniyordu. Obsidius hizla rituele basladi, rituel hizlandikca staff’in ucundaki mavi isik daha cok parliyordu, bir kac dakika sonra isik hepsini icine aldi ve karanlik ve yanan ormanin onunden, kiyametin yuzu gibi gorunen gokyuzunun altindan kayboluverdiler.
Bir kac dakika sonra bir baska rituel tamamlanmis, Sila elindeki scroll’u okumustu. Oda karanlik ve tozlu koridorlardan bir anda yokoldu.
Sarith gozlerini zarzor araladi, kafasini kaldirdiginda mavi isik beynini delicek gibi oldu, yer sarsiliyordu, bir kac saniye sonra cekimi hissetti, etraftaki hersey odanin merkezine dogru cekilmeye baslamisti, dengesini kaybetti elini taslarin arasindaki bir catlaga gecirdi. Durud’un cesedinin yanindan kayarak gectigini gordu. Bagiriyordu ama farkinda degildi.. Bir saniye sonra odaya karanlik, sessizlik ve bosluk hakim oldu. Portal ortadan yokolmus, yerini 50 metre capinda kure seklinde bir bosluga birakmisti. Derken yer tekrar sarsilmaya basladi ve Hell Gate keep kendi uzerine coktu.
Grup Zakreash’in eski kalesinde tekrar ortaya cikmisti. Hepsi rahat bir nefes almislar ve kazandiklari zaferden konusuyorlardi. Bir yandan da diger uclunun kendilerine neden ihanet ettiklerini, emri Xaxis’in mi verdigini yoksa baska bir guce mi calistiklarini merak ediyorlardi.
Hararetli tartismalari bos kalenin tas duvarlarinda yankilandi….Onlardan uzak bir sehirde ise dev canlar caliyor, yillar sonra ilk kez sehir duvarlarinda bir cok ses yankilaniyordu.
Degisim ruzgar degil firtinayla gelmisti.
##Devami Haftaya##

View
Oyun 17 - Hellgate Keep Tunelleri

Grup Arueth’i yine on saflarda tutarak koridordan ilerlemeye basladi, koridor bir kac adim sonra sola donmekteydi. Arueth koridordan cikip odaya adim atmak uzereydiki zemindeki dengesizligi farketti ve durdu. Yerde bir tuzak vardi. hizlica etkisiz hale getirip tavani garip bir sekilde iceri cokmus odaya girdiler. delikten asagiya yagmur sulari akmaktaydi ve baktiklarinda yanan gokyuzunu gorebiliyorlardi. bu odanin sol duvarinda ince bir koridor devam ediyor ama sonunda bir duvarla son buluyordu, sag tarafinda ise suya gomulmus merdivenler vardi. Arueth merdivenlerden biraz inerek suyun icinden etrafa bakti. Su cok soguktu ve gorunuse gore su altinda kalan kisim cokerek genislemis bir yeralti magarasina donusmustu. Arueth yukari cikmadan once suyun icinde hizla haraket eden birseyler gordu. Ciktiktan sonra bu yolun guvenli olmadigini soyleyip etrafi arastirmaya koyuldu, merdivenlerin hemen yanindaki duvarda tahta bir kol gorduler. tuzak olup olmadigini kontrol ettikten sonra kolu dondurerek actilar ve geldikleri yonden agir bir kayma sesi geldi. geri donup baktiklarinda ilk geldikleri koridorun bu kez sag tarafinin acilmis oldugunu gorduler. Temkinli bir sekilde burdan ilerlemeye basladilar. Bu yeni acilan odadan 3 koridor daha cikmaktaydi, saga donen koridorun hemen ilerisinde kucuk bir oda ve duvarda bir kol daha gorduler. Bu kolu cekmeden once diger koridorlarida gozden gecirdiler. soldaki koridor bir baska odaya aciliyor ve yine burda baska bir kol bulunuyordu. direk karsilarindaki koridor ise daha genis birkac odaya aciliyor, buranin sagindaki odada bir kol, solundaki odanin ortasinda ise bir iskelet bulunuyordu. Arueth iskeleti incelemek icin adim atmak uzereyken zeminin agirlik degisimine gore tetiklenen bir tuzak oldugunu farketti. Bu durum Lakashtari’yi ise hic yildirmamisti, ucan diskinin uzerine atladi ve iskeletin uzerine kadar ucarak geldi. iskeletin uzerinde buyulu esya olup olmadigina bakarken, siradan bir dagger, bir kolye ve buyulu bir yuzuk gordu. Once kolyeye uzanip aldi, daha sonra daggeri aldigi anda zeminin bir santimetre yukseldigini hayal mayal hissetti ama tepki verecek zamani olmadi. Odanin tavani Lakashtari’nin uzerine cokmustu. Tepesine inen kayalar bayilmasina neden oldu. Digerleri kizin sakarligina soylene soylene kayalari kaldirmaya basladilar. uzunca bir ugrastan sonra biraz zarar almis olsa da Lakashtari canli bir sekilde disari cikabilmisti.
Temkinli bir sekilde ilerlemelerine devam ettiler. Arueth karsi koridordaki bir kolu calistirmak icin yurumeye baslamistiki daha demin inceledigi ve tuzak olmadigini dusundugu zeminden gelen tikirti ile irkildi. Saniyeler icinde yan duvar muthis bir hizla uzerine geldi ve onu iki duvar arasina sikistirdi. Tunnellerin binlerce yildir kullanilmamasi ve carpmanin siddetiyle duvar paramparca oldu. Digerleri bu kez de Arueth’i kayalar altindan cikarmak zorunda kaldilar. Arueth oldukca hirpalanmis bir sekilde kolun yanina gittiginde ise bunun sahte oldugunu gordu. Gelenleri tuzaga cekmek icin yapilmisti ve herhangi bir mekanizmaya bagli degildi.
Geri donup ilerlemeye devam ettiler. Bir sure sonra onlerine cikan duvarlarin mekanizmalara bagli olup olmadiklarini farkedebilmeye basladilar. Uzunca bir sure ugrasip tum olasi yollari dolastiktan sonra onlerinde secenek olarak, acacak kolu bulamadiklari bir duvar, sulara gomulu merdivenler ve kapkaranlik bir magaraya inen bir kuyu kalmisti. Bir sure su dolu kisimdan gecmeyi dusunduler, Sila’dan suya elektrik vermesini rica ettiler ama bir ise yaramadi, aralarinda uzun sure tartistiktan sonra karanlik magaradan gitmeye karar verdiler.
Eglath butun gucuyle sancagini kaldirip odanin zeminine sapladi ve buna bagladigi ipi asagiya sarkitti. Once Arueth’i indirip, Obsidius’un uzerine isik buyusu yapip attigi bir tas ile etrafa baktilar. Arueth karanlik magaranin oldukca genis oldugunu gorebiliyor, etrafta sesler duyuyordu fakat seslerin sahiplerini goremiyordu. Telasla ipe bir kac kez asildi ve onu yukari cektiler. Durumu arkadaslarina anlattiktan sonra her iki taraftada dusmanla karsilacaklarini anladiklari icin, en azindan kuru olan karanlik magaralari sectiler. Teker teker asagi inip beklemeye basladilar. Etraflarinii sesler ve soguk sarmisti ama Rasputin’in mesalesinin isiginda heryer bostu. Derken Rasputin yanibasinda bir varlik hissetti, mesalenin yaninda hayal mayal bir yuz belirdi ve mesaleye ufledi.
Acimasiz karanlik onlari yuttu, fisildamalar cigliklara donustu, ortam o kadar gergindi ki Obsidius staff’ina isik buyusu yapmaya calisirken elleri titremeye baslamisti. Derken saldiri basladi, ilk atak Eglath’a gelmis, ne oldugunu kimse anlayamadan Eglath kilicini arkadaslarina dogru cevirmisti bile. Derken Obsidius’un yaninda bir iskelet bir anda ortaya cikmis elindeki kilici vahsice savurduktan sonra tekrar gozden kaybolmustu. Bir baska iskelet yakinda belirdi ve neredeyse hepsinin sersemlemesine yolacan bir ciglik kopardi. Kabus henuz bitmemisti, dort bir yandan saldiriya ugruyorlardi, karanliklarin arasindan kisa boylu bir golge firladi, iki elinde iki scimitar’iyla grubun arasina yildirim gibi daldi, kiliclarinin hizi Arueth’in yetenegine esti, bir kac saniye icinde arkasinda kanli bir karmasa birakip gozden kayboldu. Bir baska golge ise Lakashtari’nin yanindan firladi ve zehirli bicaklarini Lak’a gecirdi. Grup ilk kez goremedigi yaratiklarla savasiyordu ve ilk darbeler tamamiyle dusmandan gelmisti. Eglath kendini buyunun etkisinden kurtardi ve saldirabilecek bir dusman aradi, iskeletler bir gorunuyor bir kayboluyordu. Pespese attiklari cigliklar grubu surekli olarak sersemletiyor ve karanlik ortamda en cok guvendikleri duyma yetilerini yokediyordu. Bir sure sonra grup saldirilarini bosa harcamaktan vazgecip beklemeye, silahlarini ve buyulerini tam yaratiklar gorunur olduklarinda indirmeye basladilar. Grubun kayda deger adaptasyon yetenegi sayesinde savasa denge gelmisti. Grup once iskeletler uzerine yogunlasti, bu sirada elinde scimitarlar olan yaratik bir orda bir burda beliriyor, kime saldirirsa kanlar icinde birakip kaciyordu. ilk basta Eglath’i etkisi altina almayi basaran yaratik ise karanlik bir kamci ile yakayabildigini tutup karanliklara cekiyordu. Grup basarili bir fokus ile iskeletleri yokeder etmez, onlara nefes aldirmayan golge yaratiga odaklanmaya calisti, yaratik hala surekli hareket ediyor, saldirilardan surekli uzaklasiyordu. Obsidius magic missile’leri pespese gonderirken bir anda bir guc beynini ele gecirdi arkadaslarinin oldugu yere bir ates buyusu firlatmasina neden oldu. Obsidius sonunda buyunun etkisinden kurtuldugu anda sirtindan giren iki scimitar neredeyse sonsuza dek karanliklara gomulmesine neden oluyordu. Grup yaratiga duzenli olarak zarar veriyor ama yeterince hizli olduremiyordu, yaratigin bir sonraki saldirilari Rasputin’i hedef aldi ve oda kisa bir sure sonra kanlar icinde kaldi. Lakashtari elini healing potionlarla dolu cantasina daldirip bir tane aldi ve Obsidius’u karanligin kollarindan sokup aldi. Bu sirada Durud onlari surekli kontrolu altina almaya calisan yaratiga odaklandi, yaratigin vucudu varla yok arasiydi, silahlar yaratigin icinden gecip gidiyor vermesi gereken zarari vermiyordu ama Durud onunde bir gorunup bir kaybolan yaratigi muthis bir sezgiyle takip ediyor baltasini tam olmasi gereken yere indiriyordu, buyuk baltasinin basarili vuruslariyla yaratigi yoketti ve digerlerine katildi. Grup onlerindeki muhtemel zorlu mucadeleleri ve karsilacaklari Devil’i da dusunerek butun guclerini de harcamaktan kaciniyorlar, temkinli davraniyorlardi. Butun grup yeni katilan ucluyle beraber hem en az zarari almak hemde en avantajli anda saldirmak icin yaratiklarla kose kapmaca oynuyorlardi. Sonunda Durud ve Sarith’in basarili darbeleri yaratiklari yavas yavas bitirirken, Rasputin ve Eglath’in iyilestirici gucleri grubu zor bela ayakta tutmustu. Savas bittiginde nefes nefese kalmislardi, Sila’nin zorlamasiyla yine ilerlediler. Biraz ilerde baca gibi ama egimli yukari cikan bir delik buldular, her zamanki gibi Arueth ilk tirmanandi. Yukari ciktiginda bir oda ve bir kol daha buldu, ayni zamanda sol tarafta bir koridor ve sonunda bir oda daha vardi. Digerleride yanina geldikten sonra onlerindeki kolu cektiler ama bu kez hicbir ses duyamadilar. Sasirmislardi zira sol taraftaki kapali duvari acacagini dusunmuslerdi. Bir sure yanlis birsey yapip yapmadiklarini, kapali bir kol birakip birakmadiklarini dusundukten sonra karanlik tunellerden dogru geri donmeye karar verdiler. Geri donduklerinde tunellere ilk girdikleri odanin tam karsisinda yepyeni bir koridor ortaya cikmis oldugunu gorduler. Bu koridor digerlerine gore oldukca uzundu ve dumduz ilerliyordu, ortalarda bir kac kucuk odacik disinda kayda deger bir sey yoktu. Bu odaciklardan ikisinde Arueth tuzaklar farketti ve arkadaslarini basmamalari gereken zemin taslari uzerine uyardi. Sanki sonsuza kadar devam edermis gibi gorunen koridoru takip ettiler ve sonunda ahsap bir kapiya geldiler. Bu, komplekste gordukleri ilk kapiydi. Grup arasinda tartismaya basladi bazilari hemen yukari cikmayi oneriyor, bazilari durup dinlenmek istiyordu, hatta geri donup gitmedikleri sular altindaki bolumu bile incelemek isteyenler vardi. Bu sirada Obsidius kapinin arkasindan muazzam bir magical enerji sezmis, Arueth ise kapida tuzak olmadigina emin olmustu. Kapinin guvenli oldugunu duyan Sila grubun tartismalarindan sikilarak kapiyi acti ve herkesin nefesini tuttugu bir anda karsilarina yukari dogru cikan tas merdivenler cikti. Sila tekrar kapiyi kapatip gruba dinlenmeleri gerektigini soyledi ve cantasindan bembeyaz, isik gibi parlayan bir cesit yiyecek cikardi. Genelde yiyip ictiklerinden zehirlenen grup biraz temkinli yaklassada kendilerini cok kotu hissetmeyen Eglath ve Rasputin disinda herkes uzatilan yiyeceklerden aldi. Bir kac dakika icinde ikisi disindaki herkes derin bir uykuya daldilar. Bir saat sonra ise hepsi birden kendilerine geldiler, oldukca iyi ve yenilenmis hissediyorlardi. Kapiyi tekrar acip yukariya dogru cikmaya basladilar. Merdivenlerin sonunda tas bir duvara geldiler ve bu duvarin yaninda da yine bir kol vardi. Fakat bu seferki kol zarar almisti ve calismiyordu, durumu biraz inceleyen Arueth kapinin zincir mekanizmasinda hasarlanan yeri buldu ve kolayca tamir edip kolu cekti. Duvar agir agir acildi ve kulaklari sagir eden bir gurultu ve gozlerini alan bir isik onlari yuttu.
Gozleri alisip onlerindeki koridora adim attiklarinda, sol taraflarinda Hellgate keep’in summoning odasina gelmis olduklarini gorebiliyorlardi. Altigen genis bir odaydi bu ve disini cevreleyen bir koridor zinciri vardi. Onlarin bulundugu koridordan iceriyi ve iceridekileri rahatlikla gorebiliyorlardi.
Portal
Portalin arkasindaki Devil kadar etrafindaki yaratiklari da rahatlikla gorebiliyorlardi, icerideki korkunc ses grubun yararina isliyor, farkedilmemelerini sagliyordu. Portal’in saginda ve solunda daha once Devil ile gordukleri alevden olusan hell houndlar vardi. Bunlarin disinda kanatli ve kamcili bir scubus, yine kanatli ama elleri yarim metrelik pencelerden olusan bir incibus, Vucudundan zincirler cikan insan boyutunda bir devil ve onlar bakarken portal’in icinden cikan bir fire demon vardi. Sahip olduklari bu birkac saniye icinde son hazirliklarini yaptilar. Rasputin Weapon of Gods yaparak gurzunu hazirladi. Bu sirada Sila, Sarith ve Durud ise cantalarindan cikan birer iksiri ictiler. Eglath sorunca “fire resistance” oldugunu soylediler. Etrafa bakinca bunun gercekten yararli olabilecegi belli olmuyor degildi. Onlar hazirliklarini tamamladiklari sirada chain devil onlari gordu ve iceride bir hareketlenme oldu, kiliclar cekildi, buyuler dudaklarda mirildanilmaya baslandi.
Grup bu kez iyi hazirlanmis, savasa istedikleri acidan ve defansif bir pozisyondan baslamislardi. Ilk saldiranlar hell houndlardi, etraflarinda dayanilmaz bir sicaklik aurasi vardi, biri atesten disleriyle saldirirken digeri agzindan uzerlerine bir alev topu ufledi. Arueth hizla harekete gecip etraflarini toz bulutuyla kapladi ve savunma hatlarini kurdular. Kisa bir sure sonra herkes savasacak birilerini bulmus, ahenk icinde gelen darbelerden kaciyor ve bsaarili darbeler veriyorlardi. Bu sirada portalin basindaki Devil ise hareket etmemis ritueline devam etmisti.
Grupta herkes bir yandan su anda Devil ile savasmadiklarina memnunken obur yandan ise ritueli durdurmadiklari halde portaldan baska yaratiklarin gelip gelmeyecegini dusunuyorlardi.
Sadece Rasputin kafasinin icinde o korkunc sesin hosgeldin dedigini duydu ama bu kez kendisi icin, arkadaslari icin iradesine tutundu ve kontrolu kaybetmemeyi basardi..
Bu topraklarin kaderini belirleyecek savas boylece baslamis oldu, bu gun bitmeden bazilari karanliklarda kaybolurken bazilari belki bir gunes dogusu daha gorebilecekti.

##
dakikalar gecmek bilmiyordu, zaman gelmek uzereydi, agirligini bir ayagindan oburune verdi, gergindi, kaslari agriyordu ama bekleyecekti, zamani gelecek ve bir karar verecekti.
##

View
Oyun 16 - Hellgate Keep kapilarinda savas, yeraltindaki tuneller.

Savas butun siddetiyle devam ederken grup baslarindaki en buyuk tehlikenin golge ve alevlerden olusan Manipulator Daemon oldugunu anladilar. Yaratik uzaktan yaptigi buyulerle en az iki kisiyi surekli kontrolu altina almaktaydi. Kontrolu altindakilerden Rasputin, daha onceden kaldirmis oldugu gurzunu savunmasiz bir sekilde arkasi donuk olan Durud’un kafasina sertce indirdi. Normal bir adamin kafasini portakalmiscasina etrafa dagitacak bu darbe dev barbari sadece sersemletmis, Rasputin’e tehditkar bakislar gondermesine neden olmustu, neyseki kontrol altinda olan Rasputin’in kapkara gozleri, agzindan ve kulaklarindan cikan karanlik uzantilar bir anormallik oldugunu belli ediyordu. Bu arada savasin ortasindaki Devasa demon Sarith’i isirmaya devam ediyor, Sarith’de bulundugu yerden yaptigi ataklarla yaratigi oldugu yere civiliyordu. Ikili olumcul bir savasa kilitlenmis gibilerdi. Eglath warlord olmanin getirdigi ongoruyle grubun saldiri potansiyelini dev yaratiktan manipulator’a dogru cevirdi ve ilk saldiran da kendisi oldu. Bu sirada kendi kontrolunu tekrar eline alan Rasputin Duruud ve Obsidius bir Pain devil ile savasmaktaydilar, Durud ile pain devil karsilikli bir cok darbe indirmisler ikiside oldukca yaralanmislardi. Manipulator’da ara ara onlarin oldugu yere buyuler gonderiyor, onlari sersemletiyor yada yavaslatiyordu. Obsidius otomatige baglamis iki elinden magic missile’lari bir oraya bir buraya savuruyordu. Lakashtari’de bos durmuyor alan buyuleriyle birden fazla yaratigi etkisi altina almaya calisiyordu. Sila lightining buyulerinden bildigi en guclulerini pespese siralamis daha sonra da oda Obsidius gibi magic missile atmaya baslamisti. Grup insanlari kendi kontrollerine alan yaratiklarla daha once savasmamislar ve bu konuda hazirliksiz yakalanmislardi, manipulator surekli birilerini ele geciriyor savasin duzenini bozuyordu. Sonunda Arueth’de Eglath’a katildi ve manipulator’a odaklandi, bu sirada pain devil’in isini bitiren Rasputin ve Durud’da onlara yardima geliyordu. Manipulator Egltath’i etkisi altina alip diger dev demon’in yanina gonderdi, dev yaratikta onune gelmis bu leziz yemegi yemek icin saldirdi ve metal kabuklarini kirma calismalarina basladi. Bu sirada Sarith yaratigin neredeyse agzinin icinde canla basla savasmis ama sonunda aldigi yaralara yenik dusup bayilmisti. Eglath kendini toparlar toparlamaz Sarith’e iyilestiren bir buyu gonderdi fakat bu kezde kendisi dev yaratigin pencelerinden nasibini alip kendinden gecti. Yaratik Eglath’i agzina dogru goturup yutmaya hazirlaniyordu. Manipulator sonunda yok edilir edilmez Rasputin Eglath’a dogru kostu, bu sirada Lakashtari’de Arueth’in guvenli Stalker’s Mist’inden cikmis elinde healing potion ile uzun atlama yapacakmiscasina yaratiga dogru kosmaya baslamisti. Rasputin once yetisti ve bir dua ile Eglath’i yutulmadan once kendine getirdi. Eglath yaratiktan kurtuldu ve tum ekip dev demon’a saldirmaya basladilar, yaratik cok kuvvetliydi, darbe uzerine darbe indirdiler, kabuklu derisinde yaralar actilar sonunda neredeyse saatler gibi gelen bir sureden sonra dev yaratigi yere sermeyi basardilar. Hepsi cok yorulmus ve tukenmislerdi, ellerinde ne var ne yoksa bu savasta kullanmislardi. Rasputin nefeslenmek icin oturdu ama Sila yanindan yildirim gibi gecti. “Cabuk” dedi “Beni takip edin, gitmeliyiz” herkes “Nereye??” diye bagirinca durup geri dondu ve “Guvenli bir yere gitmeliyiz burda dinlenemeyiz” diye cevap verdi. Bu cevap herkese uymustu kizin pesinden kostular, Lakashtari kizin hareketlerinden onlari bir tuzaga cekip cekmedigini anlamaya calisti ama garip birsey gorunmuyordu. Etraflarinda tam anlamiyla kiyamet kopuyordu, agaclari koparcakmis gibi bir ruzgar dogudan esmekteydi, gokde yildirimlar cakiyor, arada bir hala alevden toplar saglarina yada sollarina yeri sarsarak dusuyorlardi. Bir sure sonra bir acikliga geldiklerinde onlerinde uzun yillar once yerlebir edilmis olmasina ragmen korkutucu ihtisami ile Hellgate Keep durmaktaydi. Sehirdeki butun binalar istisnasiz ya parcalanmis yada unufak olmustu. Sehrin merkezindeki dev kale geriye kalan en buyuk binaydi, onarlca metre yukseliyordu, kalenin pencereleri dev bir yaratigin dislerine benziyordu yada aldiklari hasardan oyle gorunuyorlardi, kalenin tam ortasindan catirtilar cikaran bir alevden sutun gogu delmekteydi. Kalenin Yikilmamis halinin su an gorduklerinin belki on kati buyuklugunde oldugunu tahmin ettiler. Onlar bu korkunc manzaraya bakarken Sila yere oturmus Robe’undan cikardigi koca bir kitabin sayfalarini karistirmaktaydi. Rasputin yaklasti ne yaptigini sordu. Sila bir kac saniye ona bos bos bakti, “Siz gideceginiz yeri hic arastirmaz misiniz?” diye sordu. Rasputin genelde pek gerek gormediklerini, bodoslama dalarak yonlerini bulduklarini ciddi bir sekilde acikladi. Sila bir sure sayfalari karistirdiktan sonra, sehrin ust kismindan bir yere varmalarinin imkansiz oldugunu, yeraltindaki tunelleri bulmalari gerektigini soyledi. Tekrar ormana daldilar, onbes, yirmi dakika boyunca dort bir yana kosturdular, bir yandan baska bir demon grubuna yakalanmamak icin etraflarini surekli kontrol ediyorlardi. Sonunda bir kayaligin orda Sila durdu, yere egildi ve otlarin arasindan eski ahsap agir bir kapagi gosterdi. Eglath’dan yardim istedi, hep beraber kapagi actilar ve bir toz bulutu disari firladi. merdivenler vardi asagi inen, Sila atladi ve onlardan da gelmelerini istedi. Baska careleri olmayan grup takip ettiler. Arkalarindan kapagi kapattiklarinda etraflarindaki gurultu ve karmasadan kurtulsalar da, kirk, elli basamak asagi inip kucuk tas bir odaya geldiklerinde, onlerindeki koridorlardan yada bulunduklari odanin taslari arasindan disaridaki kaosu hala duyabildiklerini farkettiler. Gorunuse gore dinlenecekleri yer burasi olacakti. Arueth onlerindeki ince koridoru biraz incelemek icin ilerledi ve az ilerden sola dondugunu gorup geri geldi. Obsidius ve Rasputin koridora koruma buyuleri yapip grubun yanina geri geldiler. Sonunda guvendelerdi ve dinlenmeye ihtiyaclari vardi. Sila ise pek rahat gorunmuyordu, onlara buranin zorlu gececeigini ve uzunca bir sure yollarini bulmak icin ugrasacaklarini soyleyip, bir seyler yemeye koyuldu. Disarida firtina devam ediyordu.
##
“Ilginc” dedi. fazla guclu bir grupla geziyorlardi, acele etmelerinden birinin pesinde olduklarini tahmin etti. Bu herneyse su an onunde ufukta izledigi firtinayla ilgiliydi. Sarabini yudumladi, onun acelesi yoktu, beklerdi. Uygun ani.
##
Devami Haftaya

View

I'm sorry, but we no longer support this web browser. Please upgrade your browser or install Chrome or Firefox to enjoy the full functionality of this site.